9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Duyguların bedenden taşarak kaleme aktarılması denilebilir bu eserdeki şiirler için. Bu duyguların anlatılıp okuyucuya sunulması gerekiyordu. Şairin önsöz yazısında da belirttiği gibi şiirleri okuyucunun duygularına ortak olmak için sayfalara aktarılıp onlarla buluşturulmuştur. "Benim tek bildiğim sevgili, Bu şair sadece bir şiiri sevdi. Bir şiir uğruna çok kalem tüketti, Ve bu şair Bir şiir uğruna, Hayatını kaybetti..." Şiiri tıpkı sevgiliyi sever gibi aşık olan veya sevgiliyi değerli bir varlık olarak görülen şiire benzeten mısralar ile kalbinden taşanların dile gelişi denilebilir. Şiir gibi sevme... Ana hatlarıyla şiirsiz veya sevgilisiz kalınan bir dünyanın onda hissettirdiklerini kendisine has bir dil ile sunuyor. Bu dil anlaşılır olduğu için şiir okumaya yeni başlayacak kişilerin de rahatlıkla sayfaların içerisinde kendisinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum. "Yüreğimden mantığıma giden yolda Bir deniz manzarasıydı varlığın Bu yolda inip sadece seni izledim Ben imkansızı değil seni sevdim İmkansızda umut vardı Sende şiir" İmkansız aşk, umudun kırıntısı, sevdiğine duyulan özlem ve bekleyişin sabrını ilmek ilmek kağıdına damlayan mürekkebine ruhuyla işler. "Seninle aynı şiirde geçmeliydi adımız Farklı kitaplardan okumamalıydık birbirimizi Çok devrik bırakmışlar seni Bütün yüklemleri de almışlar üstelik Yarım bir cümle olup kalmışsın belli Sevdiğim Ben seni tamamlayacak olan şairim Gözlerine baktım güldüğün vakit Gözlerinde bir şiir var ki ışıl ışıl
Şiir TutkusuTutku Yılmaz · Kalan Yayınları Yayınevi · 20263 okunma
Özün özü...
Puan vermedi·168 syf.·
2026 135. kitabı
Mesnevi'nin kalbi sayılan ilk 18 beytin şerhi olan bu eser Bursevi hazretlerinin gözünde de tasavvuf deryasının özünün özü olduğu anlaşılıyor. Tek bir beytin altında bile birçok değişik kavramın açıklaması, başka aşıklardan sözler, beyitlerle bezenmiş. Sonuçta 18 beyitte neredeyse bir tasavvuf nazariyatı özeti ortaya çıkmış. Sadeleştirmeye rağmen dilin ağırlığı, kuramlara arka arkaya değinilmesi, konunun ağırlığı itibariyle bir temel olmadan anlayarak okumak zor. Anlasak bile uzun uzun düşünmek lazım sindirebilmek daha doğrusu sindirmeye çalışmak için. İçerikle ilgili eleştirim olmasına haddim yok ama kitabın yayınlanışı daha güzel olabilirmiş. Öncelikle bu eser bir giriş, bir önsöz, mesnevi ve şerhlerin durumu, Bursevi hazretlerinin diğer eserleri, fikirleri halleri hakkında yazıları hakkediyor. Sol tarafta latinize edilmiş orjinal hali neden verilmiş tartışılır, orjinal nusha resimleri olsa anlayacağım. Ekbilgilerin sayfa sonunda dipnot şeklinde değil kitap sonunda olması ise okumayı yavaşlatan ve konsantrasyonu bozan bir uygulama. Konu ile meraklı ve ilgili olanların kütüphanesinde olması gereken ve sadece mesnevi ilk 18 beyit için değil neredeyse tüm nazariyat için rehber niteliğinde eser. Okuduğuma çok memnunum, layıkıyla anlamakta nasip olur umarım.
Mesnevi'nin Ruhuİsmail Hakkı Bursevi · İnsan Yayınları · 202129 okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
2026 32. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:58
EZGİ AKGÜL “Onun Aynısı Bana da Oldu” Kitabın önsöz bölümün de ki bir cümle beni çok etkiledi; O çok sevdiğin “mükemmellik” paltosunu vestiyere bırakmanı rica edeceğim. Bu cümle bende merak uyandırdı çünkü benim içimde de malesef bir mükemmelliyetçilik fıtratı var :( Her sayfasında kendinizden bir parça bulacaksınız.Güçlü görünmenin yorgunluğunu, anlaşılmamanın sessizliğini ve insanın kendi içinde verdiği mücadeleyi öyle samimi anlatıyor ki, satırların arasında kaybolmuyorsunuz, aksine kendinizi buluyorsunuz. Bu kitap bana, iyileşmenin kusursuz olmak değil; kırık taraflarını da sevip onlarla yaşamayı öğrenmek olduğunu hatırlattı. Kimi zaman derin düşüncelere sürükledi ama her bölümünde kalbime dokunan bir cümle bıraktı. Yazar, süslü cümlelerle değil samimiyetle, içtenlikle ve yargılamadan konuşuyor. Bu yüzden kitabı okurken bir yazarın satırlarını değil, sanki beni anlayan bir dostun sözlerini dinliyormuş gibi hissettim. Bazen düşündürdü ama her satırında insana yeniden ayağa kalkabilme cesareti verdi. Kendini hep güçlü görünmek zorunda hisseden herkesin kalbinde bir yere dokunacağına inanıyorum. Ezgi Akgül, sadece bir kitap yazmamış; susan kalplere tercüman olmuş. Kendine haksızlık etme. Başarılar “tesadüf” kutusuna, başarısızlıklarını “beceriksizlik” kutusuna atıp durma. Kendine şantaj yapmayı bırak. İçinden kötü bir his geçtiğinde hemen ahlak zabıtasını çağırma. Sadece izle. Çiziklerinle, göçüklerinle,kırıklarınla ve o kırıkların arasından sızan ışığınla güzelsin. Gittiğin her yerde mükemmeli arama. Gerçeği ara. Mükemmel insan yoktur, gerçek insan vardır.
Onun Aynısı Bana da OlduEzgi Akgül · Nesil Yayınları · 202641 okunma
10/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
Tayfun Haykır- Abdullah Kaan/ Anadolu'da Bir Mahfil: Çelebi Dergisi (2020-2025). Ülkemizde daha yayın hayatındayken, akademik çalışma yapılmış belki de tek dergi, Çelebi dergisidir. Genelde yayın hayatını bitirmiş, üzerinden onlarca yıl geçmiş, gazete ve dergilerin akademik çalışmalara konu olması bu zamana kadar görülmüştür bu anlamıyla Çelebi dergisinin ilk beş yılının akademik bir çalışmaya kaynaklık etmesi derginin işlevi açısından önemlidir. Ankara Hacı Bayram Üniversitesi'nde görev yapan Doç. Doktor Tayfun Haykır ve Abdullah Kaan'ın bu çalışması dikkat çekicidir. Eserde de belirtildiği şekli ile Anadolu'da gazete, dergi çıkarmanın pek çok zorlukları vardır. Çelebi dergisi bu zorlukları adım adım aşarak ilk beş yılını tamamlayıp, akademik çalışmalara konu olmuştur. Takdim ve Önsöz ile başlayan eser, birinci bölümde Çelebi dergisinin tanıtımını yapmaktadır. İkinci bölüm Çelebi'de edebi ve Kültürel Faaliyetleri incelemektedir. Üçüncü bölümde ise Kronolojik Tahlili, Dizin ve İlk Beş Yılında Çelebi'nin Kapakları bulunmaktadır. Abonesi olduğum Çelebi dergisinin böyle bir akademik çalışmaya konu olması tüm okuyucuları gibi beni de mutlu etmiştir. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Anadolu'da Bir Mahfil: Çelebi DergisiTayfun Haykır · Post Yayınevi · 20251 okunma
8/10
·301 syf.··
2025 14. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2025 19:27
ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANHÜMA ) ​MUSTAFA NECATİ BURSALI ÖNSÖZ Bütün âlemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden, kullarından mü’minlerin kalp gözlerini açan, marifetinin nûru ile onları Rıza-i Bârisine erdiren Allah’a hamd ederim... Salât ve selâm, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bin kâinat yüzen Kevser Havuzunun sahibi Allah’ın Sevgilisi, İki Cihanın Efendisi Cenâb-ı Ahmed’e ve O’nun Âl-i Ashabına olsun... Bu küçük eserimde cennet çiçeklerinden ıtırlar koklatmak en büyük dileğimdir. Bizzat Sonsuzluk Nebisinin: هُمَا رَيْحَانَتَيَّ مِنَ الدُّنْيَا “Onlar (Hasan ve Hüseyin), dünyada ikigülümdür.” Buyurduğu Peygamber güllerini koklamak ne devlettir. Onları gönül coşkunluğu içinde sevmek mü’minlerin saadet baharıdır. Allah’ın Resûlü, o solmaz çiçekleri tertemiz kucağında taşımış, mukaddes omuzlarına alıp gezdirmiş, kâh gönül coşkunluğu ile yanaklarından öpmüş, kâh altın saçlarını tel tel okşamış, kâh mübarek elleriyle küçücük ağızlarına lokmalar vermiş, kâh dizine çıkarıp hoplatmıştır. HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.) SÜT ANNE Hazret-i Hasan doğunca, Nebiyy-i Muhterem, amcası Abbas hazretlerinin zevcesi Ümmü Fadl'ın evine gitti. Ümmü Fadl, Kâinatın Efendisini heyecan içinde görünce sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Telaşınızın sebebi nedir?” “Hayırdır inşaallah. Fâtıma’nın bir oğlu doğdu. Sen, ona da Kusem’in sütü ile emzir!” “Peki, ey Allah’ın Resûlü!” Ve bir müddet Hazret-i Hasan’ı, Ümmü Fadl emzirdi... Peygamber çiçeği Hazret-i Hasan (radıyallahü anh) güler yüzlü, melek huylu, tatlı bakışlı, altın saçlı, gümüş bedenliydi. Allah'ın Sevgilisi onun hakkında, “Amcası Hazret-i Musa aleyhisselâmdan mirastır!” buyurmuşlardır. Esmâ binti Umeys der ki: “Hasan
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Radiyallahu Anhüma)Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 2016119 okunma
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:56
Çiçeği burnunda bir yazar olarak, bu kitabın sonunda yer alan, 195-199 sayfaları arasındaki 'önsöz'ü tüylerim ürpererek okudum çünkü kitabımı tamamladığımda buna benzer cümleler benim de cümlelerimdi. Kitaptaki her karakterin aslında yazarın bir parçası olması fikri her ne kadar sıra dışı bir fikir olmasa da usta bir kalemden, farklı cümlelerle okuyunca etkilendim. Bir okur olarak başlarda kitabın konusuna 10 üzerinden 10, anlatım diline 10 üzerinden 8 diyebilecek durumdaydım çünkü konusu her ne kadar güzel olsa da edebiyat kokutulmaya çalışılmış çok uzun cümleleri, cümlenin öğeleri açısından bir edebiyat öğrencisinin ilgisini çekecek olsa da, bir 'Edebiyat Ödülü' alacak olsa da, yer yer, benim içimi baymadı desem yalan olur. (bu cümle bile yersiz uzun :) ) Zira aynı cümleyi iki kez okumaktan pek haz etmem :) Fakat tüm bunlara rağmen kitabın ortasından sonrası nispeten daha akıcı, bütünlüğü sağlanmış olması sebebiyle ve yaklaşık son 20 sayfada ruhumu çekip kitaba katmış olması sebebiyle, kitap için 10 üzerinden 10 diyebilirim. Konusuna gelecek olursak kitaplar ve siyaset gibi konular insanlara acı verdiği için kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı bir dünya düzeni anlatılıyor. Başrol Montag'ın ise 'Bu durum hep böyle miydi, itfaiyecilerin asıl görevi bu muydu?' diye sorgulaması ile başlayan macerasının içine giriyoruz bir süre sonra. Eh, daha da fazla spoiler vermeyeyim. Bu kitaba bir şans verin derim çok sevdiklerim arasına ekledim bile. Siz okudunuz mu? Nasıl buldunuz? Bu yorum sonrası okumaya karar verir miydiniz?
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
Reklam
Reklam