'İzin verin de sözümü tamamlayayım. Bir idam mangasının nasıl işlediğini size anlatayım. Ölüm mahkumuna ateş etmeleri için yedi asker seçilir. Askerlere yedi silah verilir, bunlardan altısında gerçek kurşun vardır; birinde ise talim fişeği. Onun içindeki barut da ötekilerde olduğu gibi patlar, çıkardığı ses de aynıdır, ama kurbanın bedenine ateş ederken o silahın içinden kurşun çıkmaz. hangi silahta talim fişeği olduğunu askerlerden hiçbiri bilmez. Her biri kendi silahında talim fişeği olduğuna ve tanımadıkları ama öldürmek zorunda oldukları mahkumun ölümünden ötekilerin sorumlu olduğuna inanır.'
'Tanrının bile bir cehennemi varsa ve bu cehennem insanlığa duyduğu sevgi ise, o zaman herkesin cehennemi, elini uzatsa tutacağı yerdedir, yani ailesine duyduğu sevgide.'
Onu anlayabilmek için tanımanız, tanımak için de sabretmeniz lazım. Belki de İsmail abi bu yüzden yalnızdır. Belki de bu yüzden girdiği hiçbir işte tutunamıyordur. Belki de bu yüzden her gün bu sahile inip denize doğru el sallıyordur. Çünkü kimse birbirini tanımak için sabretmiyor artık. Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok.
“İnsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyor. Zamanın sahibi sanıyor kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyor her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyor ellerinden. Sonra kömürlükteki bisiklete bakıp yıllar ne çabuk geçmiş diye hayıflanıyor kendi kendine. Şu arkadaki iki tekeri neden sökmedin ulan İskender diyor. Oğlunun büyümesine yardım etmek varken neden dışarıdan izledin? Her şeyi ailen için yaptığını sanırken neden onlarla daha fazla zaman geçirmedin?”