Nasıl bittiğini hiç anlayamadığım bir kitap... İnsanı öyle bir içine çekiyor ki sayfaları nasıl çevirdiğinizi fark etmiyorsunuz. Uzun bir kitap olmasına rağmen insanı hiç sıkmıyor. Kitabı bitirdikten sonra dizisini de izleyeyim demiştim ama izleyemedim. Kitapların diziye veya filme uyarlanmasını çok sevmem. Çünkü önüme hali hazırda kurgulanmış bir dünya değil , kafamda benim tasarladığım bir dünya isterim. Diziyle kitabın da çok bir alakası yoktu bence. Hele Selim miydi neydi bir karakter vardı. Diziyi yarıda bırakma sebebim o adamdır. Durmadan Feride'ye kötülük yapmaya çalışıyordu. O sahneleri izledikçe çok geriliyordum. Sırf bu gereksiz gerginlik yüzünden izlememiştim diziyi. İyi ki de izlememişim. Hatırımda dizinin değil kitabın kalmasına çok memnunum. Bir de şunun fark ettim : Ben yalnız insanların hikayesini okumayı seviyorum. Feride'nin yanında ne kadar teyzesi olsa da yalnız bir çocuk o. Ne bir kardeşi ne de anne babası var. Hayatta çöpsüz üzüm olanların hikayesini okumak içimi burksa da okumayı seviyorum.
Ama talih, benim. Yolumu da bir tek ben çizerim. O yüzden ayağım kopsa da başım önüme düşse de veya bir timsah şu an beni ensemden yakalamış olsa da bırakmayacağım.
Sayfa 255 - Dokuz Yayınları 2. Baskı Ekim 2025 - Lunu·Kitabı okudu
Bilge uzun zaman susmuş; öğrenciler meraklanmışlar ve ne düşündüğünü sormuşlar. Bilge şöyle demiş:
"Yürürken karşıma bir kadın çıktığında güzel mi, çirkin mi, beyaz mı, siyah mı diye ayırmadan ona kız kardeşim diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği zengin mi, yoksul mu diye bakmadan erkek kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, aydınlık başlamıştır."