Yüzümü ellerimin arasına alıp sıktım; derimi, damarlarımı ve dokusunu hissettim. Her şey hızla azalıyordu, her şey çok acımasızdı. Onursuzdu. Dalgalar art arda, art arda geliyordu. Sınırsızdı. Temiz ve derindi. Maureen'le yazın buraya gelmiştik; liseden sonraki, üniversiteden sonra ve A6'nın Güneydoğu Asya'dan çıkıp bir kefen gibi dünyayı sarmasından önceki yaz. Temmuz ayında. Pizza yiyip onun radyosunu dinlemiştik. Ben onun sırtına yağ sürmüştüm, o benim sırtıma yağ sürmüştü. Hava sıcaktı, kumlar parlıyordu, güneş yakıcıydı.
Daha 1970'li yıllardan günümüzdeki korona virüsü tahmin etmiş sanki King.
Korkunun hüküm sürdüğü, uğursuz güçlerin ve ürkütücü yaratıkların varlığını sürdürdüğü, güzel her şeyin bir anda yok olabileceği o tuhaf ve harika durakta buluşalım.
Tekrar uyandığında, aileside odadaydı. Her zaman bir parçası olacağı o şefkat ve sevgi dolu çemberin içindeydi. Ölüm bile bunu değiştiremeyecekti. Işıklar, gözlerinin önünde dans etmeye başlamıştı bile. Cılız ve titreyen elini uzatarak altın turnaya dokundu. Yaşam bedeninden ayrılıyor olabilirdi fakat turnaya dokunmak, Sadako'yu yüreklendirmişti. Tavandan sarkan kuş sürüsüne baktı.Ne kadar güzel ve hürdüler. Derin bir nefes aldı ve gözlerini kapadı.
Artık son uykusuna dalmıştı.