Selçuk Altun'un "Annemin Öğretmediği Şarkılar" romanı, iki karmaşık hayat hikayesini ustalıkla bir araya getiriyor. Kitap, bir yanda zengin bir ailede, annesinin bitmek bilmeyen başarı, statü ve saygınlık baskısı altında büyüyen Arda Ergenekon'un kişisel özgürlük mücadelesini anlatıyor. Diğer yanda ise suç dünyasında kiralık katil olarak çalışan, ancak salt bir tetikçi olmanın ötesinde kendine özgü ahlaki pusulası ve vicdani hesaplaşmaları olan karmaşık karakter Bedirhan Öztürk'ün hikayesi yer alıyor.
Romanın önemli bir teması, Bedirhan'ın sadece bir kötü karakter olarak değil, toplumun adalet sistemi, güç ilişkileri ve etik sınırları gibi kavramları bize sorgulatan bir figür olarak sunulmasıdır. Toplumsal adaletsizlik, sınıf farkları, zenginlik ve imkan eşitsizlikleri ile adalet sisteminin eksiklikleri, romanın ana damarlarını oluşturuyor. Bu bağlamda Bedirhan, sistemin dışına itilmiş biri olarak kendi adaletini yaratan, kötü olarak nitelendirilen insanları hedef alan bir karakterdir.
Kitabın adı, "Annemin Öğretmediği Şarkılar", Arda'nın yaşamındaki temel çatışmayı özetler niteliktedir. Arda, annesinden saygınlık, ölçü, disiplin ve yüksek hedefler gibi "öğretileri" kusursuzca öğrenmiştir; fakat "şarkıları" yani duyguları, sevgiyi, spontane yaşamayı ve bireysel mutluluğu hiç öğrenememiştir. Annesinin sürekli yüksek bir hedef altında yaşatması ve babasının yokluğu, Arda'da derin bir duygusal yoksunluk ve kimlik karmaşası yaratmıştır.
Romanın adeta üçüncü bir karakteri ise İstanbul'dur. Şehir, sadece bir mekân olmanın ötesinde, tarihi semtleri, kent dokusu, kültürel mirası ve sosyal çarpışmaları taşıyan, yaşayan bir karakter olarak okuyucuya sunulur. Yazar, İstanbul'un sokaklarını kitabın atmosferine başarıyla yedirerek, karakterlerin hikayelerini bu zengin şehir fonunda