ONUR

Aklım bir düşünceye takıldı: Hayatımda ilk deta, birçok ozanın söylediği, onca düşünürün nihai bilgelik olarak öne sürdüğü hakikati gördüm. Hakikat şuydu; sevgi, insanın ulaşabileceği en yüksek ve en büyük hedefti. O anda, insan șiirinin, insan düşünce ve inancının ayırt ettiği en büyük sırra haiz oldum: İnsanın kurtuluşu sevgiyle ve sevgidedir. Elinde hiçbir şeyi kalmamış bir insanın dahi, kısacık bir an için bile olsa, sevdiğine ilişkin düşüncelerden nasıl mutluluk duyabileceğini anladım. İnsanın, kendini olumlu eylemle ifade edemediği ve tek yapabileceğinin çektiği acılara doğru bir yolla (onurlu bir yol) katlanmak olabileceği mutlak ıssızlık durumundaki birinin, sevdiğine dair içinde taşıdığı imgeye sığınarak tatmin olabileceğini gördüm. Hayatımda ilk defa "Melekler sonsuz bir görkemin ebedi düşüncesinde kayboldu" sözlerinin ne ifade ettiğini anladım.
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Benzer deneyimler yaşamamış birisi açlıktan ölmek üzere olan bir insanın yaşadığı ruhu çökerten zihinsel çatışma ve iradenin ezilişini çok zor anlayabilir. Hendek kazarken sadece ekmeğin (hâlâ kaldıysa) dağıtıldığı 9.30-10.00 saatlerindeki öğle yemeği arasını duyuran sireni beklemenin veya huysuz biri değilse sürekli ustabaşına saati sormanın; sonra paltonun cebindeki ekmeği okşamanın, ilk olarak ona donmuş parmaklarla dokunmanın ve ilk parçayı koparıp ağzına atmanın, son olarak da kendine akşama kadar yetineceği sözünü vererek tekrar cebine koymasının ne demek olduğunu kavrayamaz.
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Alıntı
Tutsaklar, şiddetli besin eksikliğinden mustarip olduklanı için zihinsel yaşamın, yemeye yönelik isteklerin çevresinde şekillenmesi doğaldı.
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Alıntı
Korkunç bir kabus gördüğü bariz olan ve yatağında çırpınıp duran bir arkadaşımın iniltilerine uyandığım geceyi hiç unutmam. Kabus ve bilinç yoksunluğu nöbetlerinden mustarip olan insanlara her zaman üzüldüğüm için zavallı adamı uyandırmak istedim. Ansızın yapmak üzere olduğum şeyden korkup, adamı uyandırmak üzere uzattığım elimi geri çektim. O sırada, hiçbir rüyanın, ne kadar korkunç olursa olsun kampın bizi çevreleyen gerçekliğinden daha dehşet verici olamayacağını anlamıştım ve ona bunu hatırlatmak istemedim.
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Alıntı
İkinci evrenin temel belirtisi olan umarsızlık, kendini korumak için gerekli bir mekanizmaydı. Gerçeklik belirsizleşmiş, tüm çabalar ve tüm duygular tek bir şeye odaklanmıştı: Kişinin kendisinin ve arkadaşlarının hayatını koruması. Akşam iş alanlarından kampa dönen tutsakların derin bir nefes alarak "İşte bir gün daha bitti" demeleri tipik bir olaydı. Bu tür bir çaba, hayatta kalma görevine odaklanma zorunluluğu ile birleşince, tutsağın iç yaşantısını ilkel bir düzeye indirgiyordu. Kamptaki meslektaşlarımdan psikanaliz eğitimi alanların bazıları, kamp sakinlerinde görülen "regresyondan" yani zihinsel etkinliğin daha ilkel bir düzeye gerilemesinden sıklıkla bahsediyordu. Arzular ve istekler rüyalarında beliriyordu. Tutsaklar rüyalarında ne görüyordu? Ekmek, pasta, sigara ve güzel, sıcak bir banyo. Bu basit isteklere sahip olamamak, tutsakları bunları rüyalarında tatmin etmeye yöneltiyordu. Bu rüyaların işe yarayıp yaramadığı konusu bir yana, rüyayı gören, kamp yaşamının gerçekliğine ve bu gerçeklik ile rüyaları arasındaki korkunç zıtlığa uyanıyordu.
Sayfa 41·Kitabı okuyor