Ortalamaya bakılırsa, sadece yıllar boyunca kamptan kampa sürülen ve bu hayatta kalma mücadelesinde tüm erdemlerini kaybeden tutsaklar yaşamlarını sürdürebiliyorlardı. Kendilerini kurtarmak için dürüstçe olsun olmasın, kaba kuvvet, hırsızlık ve arkadaşlarına ihanet de dahil olmak üzere her yolu denemeye hazırlardı. Birçok şanslı olay veya mucizenin (artık buna ne derseniz) yardımıyla geri dönebilmiş olan bizler ise biliyoruz ki en iyilerimiz dönemedi.
Dışarıdan bakan birinin, kamp hayatına dair, duygusallık ve acımanın bulandırdığı yanlış bir fikre kapılması kolaydır. Tutsaklar arasında süregiden çetin var olma savaşı konusunda pek bir şey bilmiyordur. Bu, günlük ekmek ve yaşamın kendisi için kişinin kendi adına veya iyi bir arkadaşı için verdiği amansız bir mücadeledir.
"Başarıyı amaçlamayın; bunu ne kadar amaçlayıp hedef haline getirirseniz, elinizden o kadar kolay kaçırırsınız. Mutluluk gibi başarı da kovalanamaz: Kendisi ortaya çıkmalı ve bu sadece insanın kendisinden daha büyük bir davaya bağlanmasıyla veya insanın kendisi dışında bir insana tesliminin yan etkisi olarak gerçekleşebilir. Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmalıdır ve aynısı başarı için de geçerlidir; onu önemsemeyerek ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Vicdanınızın size dikte ettiğini dinlemenizi ve bunu bilginizi en yüksek seviyede kullanarak takip etmenizi istiyorum. Bu sayede uzun vadede bunu görebilirsiniz. Uzun vadede başarı sizi takip edecektir çünkü onu düşünmeyi unuttunuz."
Toplama kampındaki tüm şartlar, kişinin dayanma gücünü sınamak için sözleşmiş gibidir. Hayatın olağan hedefleri tutsakların elinden alınmıştır. Geride kalan tek şey "insan özgürlüklerinin sonuncusu" olan, insanın "verili koşullar altında tavrını seçebilme" özgürlüğüdür.