“ben böyle yürümezdim eskiden, ak adımla
adını binbir hece yazamazdım adınla
sensizlikten bunalıp tenhâlarda gezerdim
batık bir gemi gibi derinlerde yüzerdim
her sabah şimdi senim bahsini açıyorum
her gün bir turna olup göğünde uçuyorum
endamına bakarken esrarını özlerim
her gece gözlerine kapanıyor gözlerim”
“Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım”
Zindanlara kapı açmak
Ecel imbiğinden geçmek
Zehri damıtıp su içmek
Bırakıp da gitmek seni
.
Sana varmak safam olur
Can derdime şifam olur
Habeşiyim, cefam olur
Bırakıp da gitmek seni