‘“Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse, biz de o kadar kendimize aitiz. Kendimizi biz yaratmadık, kendimizden üstün olamayız. Bizler kendimizin efendileri değiliz. Biz Tanriya aitiz. Öyleyse meseleye kendi mutluluğumuzun penceresinden bakamaz mıyız? Kendimize ait olduğumuzu düşünmek, mutluluk ya da
rahatlık sebebi olabilir mi? Genç olanlar ve refah içinde yaşayanlar böyle düşünebilirler. Böyleleri, her şeye sahip olmanın yüce bir şey olduğunu
düşünebilirler; çünkü kimseye bağımlı olmamayı, görünmeyen hiçbir şeyi düşünmek zorunda olmamayı, sürekli birşeyleri kabullenmenin sıkıcılığından, sürekli dua etmekten ve başkalarının iradelerini etkileyişlerinin sorumluluğundan muaf olmayı
kendi tarzları sayarlar. Ancak zaman geçtikçe onlar da bütün insanlar gibi, bağımsızlığın insanlara özgü bir şey olmadığını -bunun doğal bir durum olmadığını-, bir süre idare edebileceğini, ama bizi güven içinde sona taşıyamayacağını anlarlar...'"
"Mutluluk zor zanaat özellikle de konu başkalarının mutluluğu olunca.
İnsan eğer sorgulamaksızın kabullenmeye şartlandırılmamışsa, mutluluk, gerçekten çok daha zor bir uğraş.”
Istırap karşılığında kazanılan şeylerle kıyaslandığında, şu andaki mutluluk
çok sefil kalır. Ve tabii ki istikrar, istikrarsızlık
kadar gösterişli değildir. Mutlulukta, şanssızlığa karşı verilen mücadelenin ihtişamlarından hiçbiri yoktur. Günahla mücadelenin, veya ihtiras ya da şüphe nedeniyle ölümüne alt üst oluşlann görkemini bulamazsınız mutlulukta. Mutluluğun yüce bir yanı yoktur.”
Beynindeki melodilerin tonu değişmiş gibiydi. Üzüntüsü ve ızdırabıyla alay etmişlerdi, hem de ne iğrenç bir biçimde! Zebaniler gibi kahkaha atarak, sefalete ve kâbusun bulantılı çirkinliğine yoğunlaşmışlardı.