Filin Yolculuğu kitabında, 16. yüzyılda Portekiz Kralı’nın kuzenine hediye olarak gönderdiği bir filin Avrupa boyunca yaptığı yolculuk anlatılırken olaylar klasik bir roman düzeninden çok, yazarın dışarıdan gözlem yapan ve sürekli araya giren anlatımıyla aktarılıyor. Özellikle paragraf düzeninin olmaması ve uzun, kesintisiz cümleler okuma akışını zorlaştırıyor; bu durum hikâyeye tam olarak odaklanmayı güçleştiriyor. Anlatının zaman zaman olaylardan çok anlatıcının yorumlarına yaslanması da mesafe hissi yaratıyor. Ayrıca mekânların, karakterlerin ve atmosferin daha yoğun betimlenmemesi, yolculuğun geçtiği dünyayı zihinde canlandırmayı zorlaştırabiliyor. Buna rağmen kitap, sıradan görünen bir yolculuğun üzerinden insan doğasına, iktidara ve tarihin absürtlüğüne dair ince göndermeler yapmasıyla farklı bir anlatım deneyimi sunuyor.
Kitap okuma kulübümüz için başladığım bir kitap. Kitap için kötü diyemem fakat ana karakter hakkında daha derin analiz ve içselleştirme beklerdim. Genel olarak akıcı diyebileceğim bir eser.