Gidin de bu öğretiyi sıcacık, turunç kokan Yunanistan’da yayın. Söyledikleriniz bu iklime göre değil (…) Diyojen’in bir odaya da, sıcak bir eve de ihtiyacı yoktu. Bütün bunlar olmadan da orada hava sıcak zaten. Gidip bir fıçının içinde uzanıp portakal ve zeytin yiyordu. Eğer Rusya’da yaşamak zorunda kalsaydı bırakın aralık ayını, mayısta bile bir oda isterdi kendine.
Büyük bir hevesle başladığım bu kitaptan ne yazık ki istediğim tadı alamadım. Bir şeyler fazla bu kitapta. Her cümlesi özlü bir söze benziyor. Fakat ne yazık ki bu bir iltifat değil. Bir kamyon dolusu özlü sözü alıp önünüze yığmışlar gibi. Çoğu bölümde ileride sürpriz bir şeyler olacağını haber veren cümlelere rastlıyoruz. Kitap yarıda bırakılmasın diye eklenmiş bu gizemli cümleler, düşünme ve özümseme gerektiren böylesine felsefi bir konuda fazla sırıtmış.
Eğer tüm bunları ve editörün gözünden kaçmış anlatım bozukluklarını bir kenara bırakıp anlatılmak isteden fikre odaklanmayı başarabilseydim kitabın çok da kötü olmadığını söyleyebilirdim.