Büyük çaplı bir bilimkurgu temasında, önemsiz ve çirkin bir genç kızın hikayesi. Reklamlar yasak bu dünyada. GTX denilen dev bir şirket ise ürünleri pazarlamanın başka bir yolunu bulmuş durumda: Markaları kullanacak uzaktan kontrollü mükemmel insanlar, bir nevi tanrılar yaratmak! Şansa bakın ki bu mükemmel insanlardan birisinin kontrolü, bu dünyada bir “hiç” olan zavallı, çirkin bir kıza düşüyor. İşte kitap, hiçlikten tanrılığa birden yükselişinden başı dönen, iyi niyetli genç kız P.Burke’ü anlatıyor.
Aşık oluyor P.Burke, hem de gerçek bir erkek olan Paul’a. Paul da aşık. Fakat onun aşkı P.Burke’e değil, mükemmel kız Delphi’ye, yani P.Burke’ün kontrol ettiği cansız bir kabuk bedene. Öyle aşık ki Delphi’ye, onun bedeninin uzaktan kontrol edildiğini öğrendiğinde deliriyor. Biricik sevgilisini o elektrotlardan kurtarmak, özgürleştirmek istiyor. Sevgi dolu bu delikanlı, Delphi’nin aslında hiç var olmadığını anlayamayacak kadar bilgisiz.
Bazı kitapların insanın aklında kalan bir sahnesi, repliği veya olgusu vardır. Tüm hikayeyi anımsamasınız bile o özel satırları okuduğunuzda kitabın sizde bıraktığı haz birden canlanıverir. Herkese göre farklı olmakla birlikte benim için; Aylak Adam’da romanın ilk ve son satırlarıdır, Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un diken üstündeki tedirginliğidir, Tehlikeli Oyunlar’da “Albayım...” ile başlayan dertleşmelerdir, Sineklerin Tanrısı’nda insanın içindeki kötülüğü simgeleyen korkunç bir domuz başıdır. Bu kitapta ise kızın sürekli kendine “Ben Delphi’yim” deyip durmasıdır. İşte aklımda kalacak olan, onun gerçeklikten kaçmak için çırpınışlarıdır.
Bilimkurgu severlere tavsiyemdir. Bir erkek ismi kullanarak yazmak zorunda kalan yazar Alice B. Sheldon, bu mecburiyetine neden olanlara sağlam bir cevap vermiş.