Savaş muhabirliği.. Ölümle yaşam arasında, tüm risklerin, tehlikelerin göze alındığı bir meslek, müthiş bir azim hikayesi. Bu, mecburi olarak, sırf ekmek parası için yapılabilecek bir meslek değil asla. Bu, öylesine azim, cesaret, yüreklilik isteyen bir meslek ki sonrasında sağ salim çıkabilmek, akıl sağlığını koruyabilmek büyük bir mucize. Coşkun Aral tüm bunları başarmış. Olağanüstü bir hayat hikayesi.
Ben fotoğrafçılığa meraklı, bunu hobi amaçlı yapan bir insanım. Bu sebeple kitap çok ilgimi çekti. Kitapta Coşkun Aral gittiği çeşitli ülkelerdeki savaşları belgelemek için hangi yollardan geçtiğini, nasıl mücadeleler verdiğini anlatıyor. Ortadoğu, Afrika ülkelerinde çok fazla savaşan devletler, etnik gruplar, örgütler, militan grupları olduğu için hepsinin ismi, amacı, kim kiminle ne için savaşıyor, anlayıp ayrıştırabilmek biraz zor. Kitapta ben bu kısma takılmadım. Tarih bilgim bu konuda çok yetersiz ne yazıkki. Ama bu durum kitabın okunmasını zorlaştırmadı benim için. Örgütlerin, savaşan milletlerin amacı, niyetinden ziyade yazarın başına gelen olaylardı zaten kitabı çekici kılan.
Yazarın satırlarını okurken bu bir roman olsaydı belki etkilemezdi bu kadar. Ama gerçek bir hayat hikayesi olunca onca kaçırılma öyküsü, açlıktan örümcek yiyecek duruma gelmesi, can çekişen, organları birbirine girmiş çocukların, insanların bedenlerini görmesi, onca ölümle burun buruna gelip nasıl atlattığı, hepsi çok etkiliyor insanı. Gerçekten nasıl bir dayanıklılık diyor insan. Tv'de gördüğümüz Gazze katliamındaki görüntülerin canlı şahidi bir insan olsaydık nasıl olurdu, bunun cevabı niteliğinde bir nevi hepsi.
Kitabın sonuna gelene kadar yazarın birkaç kez çaldırıp, rehin alındığında el koyulan fotoğraf makineleri, belgeleri, eşyalarının kendisine nasıl geri geldiğini hayretle ve