Derin bir nefes aldıktan sonra iki adım geriye gidipeliyle yüzünü sıvazladı ve tekrar bana döndü. ''Adın ne?''
Kaşlarımı çattım. ''Nasıl?''
''Adın,'' diye tekrar etti. ''Bana adını söyle.''
''Neden bunu-''
''Nil?''
Daha da çatıldı kaşlarım. ''Adımı nereden biliyorsunuz?''
Yutkundum. ''Beni tanıyor musunuz?''
''Siyah Kuğu,'' diye mırıldandı. ''Siyah Kuğu.''
Söylediklerine anlam veremiyordum.
Gözleri gözlerimle buluştuğunda dolu dolu olduğunu fark ettim. ''Kırılmış kanatlar, incinmiş kalpler, kaybolmuş ruhlar...'' diye mırıldanırken sağ gözünden aşağı bir damla yaş düştü.
''Söylesene Siyah Kuğu, sen buradasın diye mi yağmur yağıyor yoksa bulutlar da mı bize ağlıyor?''
Nefes almayı dene. Hayatında bir kez olsun, derin bir nefesi çek ciğerlerine ve nerede olduğunu umursamadan kapat gözlerini. Bütün o gürültü, bütün o insanlar ve kalabalık yalnızca bir uğultudan ibaret olacak... Ne kadar komik değil mi, senden bir dakikanı çalmış olmak? Az geliyor belki, çok daha uzununa bile dayandın. Tam ortasından kırılan uğultunun parçaları göğüs kafesine batıyor şimdi; bak saçlarından dökülüyor nefesinin bedeli.