1887 yılında Japon imparatoru Meiji dönemin osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’e armağanlar gönderir. Bu, tarih de ilk türk ve japon yakınlaşmasıdır. Tabi Meiji japonyayı dışa açmakta dünyayla buluşturmakta kararlı bir imparator. Temasın bir nedeni bu ama aynı zaman da o tarih de japonlarla bizim ortak bir düşmanımız var. Ruslar. Yani ruslarla her iki ayrı cephede savaştığımız için biraz da ‘’düşmanımın düşmanı arkadaşımdır, dostumdur.’’ Felsefesiyle de olsa gerek japonlar bize bir merhaba deme gereği duymuşlardır. Armağanlar getirilir saraya bırakılır japonlar gider. Ve bizi bir düşünce alır çünkü biz de karşılık vermeliyiz. Yani geldiler bizi ziyaret ettiler biz de iadeyi ziyarette bulunmalıyız. Saray armağanlar götürmeli japonyaya. İyi de hangi yolla, nasıl? Bir tek yol var, denizler. Bahriye nazırı hasan hüsnü paşa sarayın armağanlarını japonyaya göndermekle görevlendirilir. Bunun için bir gemi seçecektir. O yıllar da kasımpaşa da tokatlının kahvesi var. Kasımpaşa da herkes her sokağa giremez idi. Çünkü kasımpaşa denizcilerin semtiydi. Tokatlının kahvesine ancak kaptan-ı deryalar, üst rütbeli subaylar girebilirdi. Tokatlının kahvesinde herkes hasan hüsnü paşanın japonyaya görevlendireceği geminin adını bekliyor hangi gemi gidecek. Ve hasan hüsnü paşa geminin adını açıklıyor. Ertuğrul fırkateyni gidecek.
Japonya seferi için neden ertuğrul fırkateyninin görevlendirildiğini görevi ertuğrulun kaptanı ali beye vereceği gün hasan hüsnü paşanın söylediklerinden öğreniriz. Hasan hüsnü paşa kasımpaşa da cezayirli hasan paşa kışlasında makam odasında ki penceresinden haliçe bakmaktadır. Önünde ertuğrul, hurda harap bir gemi.
Kapı vuruluyor.
-Girin.
Gelen kaptan ali bey.
-Nazırım beni emrettiniz.
-Ali bey evladım, sarayımızın armağanlarını japonyaya sen, ertuğrulla