Çevresinde ilişkiler bu yönde gelişirken muhtemel müttefik olma ihtimali söz konusu olabilecek Japonya'da bir kongre toplanmak üzereydi. Japonlar yeni bir din kabul etmeden önce mevcut dinleri bir kongrede inceleyip karara varmak istemişler ve Müslüman devletlerden de islamı anlatacak temsilciler istemişlerdi. Padişahın bu meseleye büyük önem verdiği, kongrede etkili olmak için delegelerle birlikte Japonların istediği din kitaplarını Kur'an-ı Kerimlerle Japonya'ya gönderdiği, hatta Uzakdoğu’daki Osmanlı temsilcilerinden konuyla yakından ilgilenmelerini istediği ifade edilmiştir. Burada Osmanlı padişahının konuya ilgisinin tabii olduğuna işaret ettikten sonra bu derece aktif olarak harekete geçmediğini de belirtelim. Uzakdoğu’da bilhassa Müslüman yerleşim birimlerindeki Osmanlı memurları islam'a hizmet olacağına inandıkları işlere girmekteydiler. Bu işlerin de daha ziyade Kur'an-ı Kerim ve Hadis kitapları dağıtmak, din âlimlerine destek olmak şeklinde olduğunu belirtelim. Osmanlı memurları yanı başlarındaki bu kongre ile elbette ilgilenmiş, faaliyet göstermişlerdi. Ancak hükûmetin yaklaşımı hiç de söylendiği gibi olmamıştı. Kongreye sunulmak üzere, Yeni Zelandalı muhtedi Abdullah Efendi'nin ısrar ve desteği ile yörenin önde gelen âlimlerinden Cava Müftüsü Seyyid Osman Alavi (Ulvi) Efendi ile Osmanlı Devleti'nin Batavya Şehbenderi Rasim Bey birlikte islami esaslara ve hakikatlere dair bir eser kaleme almışlardı. Bu arada Osman Efendi ve Abdullah Efendi kitaba Rasim Bey'in de adının konmasında ısrar etmişler ve Şehbender merkeze sormak durumunda kalmıştı. Durumu değerlendiren Osmanlı hükümeti şehbenderin resmî sıfatı dolayısı ile isminin kitaba yazılmasına izin vermemişti. Hazırlanan kitap şehbenderin adı konmadan Abdullah Efendi'nin tercümesi ile Japonya'da
Sayfa 373·Kitabı okudu
-Yani farklı bir insan mıdır? Oşima başını iki yana salladı. "Hayır, öyle değil. Farklı bir insan arıyorsan ben farklı bir insanımdır. Saeki Hanım ise, sıradan görüşlere pek aldırış etmez."
Sayfa 142·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Beethoven’ın yaşadığı dönemde egonun sergilenmesi önemli bir unsur olarak algılanıyordu sanırım. Bu tür bir hareket daha önceki dönemde, yani mutlak krallıklar döneminde, uygunsuzluk, toplumdan sapma olarak gürülür, şiddetle bastırılırdı. Bu baskı XIX. Yüzyıla gelindiğinde, burjuva sınıfı toplumsal gücü eline geçirince, bir anda kalkıverdi. Özgürlük ile benliğin açıkça ortaya konulması eşdeğer tutulmaya başlandı. Beethoven’dan sonra gelen insanlar, sözgelimi Berlioz, Wagner, Lizst, Schumann gibi müzisyenlerin tümü de aykırı ve fırtınalı hayatlar yaşamış. O aykırılığın, ideal bir yaşam tarzı olduğu düşünülüyordu o dönemde. Basit ama aykırı. Romantizm Çağı olarak da adlandırılır bu dönem. Elbette, kendileri açısından bakınca, öylesi bir yaşamın bir hayli zorlu geçtiğine şüphe yok.” dedi Oşima.
"Ceza Sömürgesi," dedi Oşima. "Ben de severim. Dünyada birçok yazar var ama Kafka'dan başkası öyle bir öykü yazamaz."
Sayfa 76·Kitabı okudu
“Gördüğün gibi ben de insanım ve bugüne kadar bir çok yerde, bir çok farklı şekilde ayrımcılığa maruz kaldım” dedi Oşima. Ayrımcılığa uğramanın nasıl bir şey olduğunu ne kadar derin yaralar biraktigini o ayrımcılığa maruz kalan dışında kimse anlayamaz.
Sayfa 257
...genellikle, çok az kadın rol yapma yeteneğine sahip değildir ama erkeklerde çok sayıda yeteneksiz vardır. en kötüleri de mişima tipindekilerdir. yukio mişima da oyuncu olabileceğine inanmış olmalı. mişima'yı başrolde oynatan "soğuk rüzgârların adamı" filminin yönetmeni masumuro yasuzo'yu düşününce, ona acımadan edemedim... .... (13 aralık 1970)
Sayfa 146 - afa yayıncılık mayıs 1991 birinci basımından
Sinema
Reklam
Reklam