Osman Karasu

Osman Karasu
@osman481
kendime notlar
Resim, iyi Almanca, mektup
"Enver Paşa sözünü ettiği beşinci uçuşunu 22 Mart 1920’de gerçekleştirdi. Sıradan bir Alman-Musevi komünisti “Herr Atman” kimliği ile yolculuğa çıkmıştı. Başarılı kalkışa rağmen bu sefer uçak Litvanya-Riga üzerine düştü ve Enver Paşa yine sağ salim kurtuldu. Fakat bu defa da yakalanarak Wolmar’da hapse atıldı. Hapishane yetkilileri Enver Paşa’nın gerçek kimliğini öğrenmek için baskı uygulamaya kalkıştılarsa da bir şey öğrenemediler. Burada takma adı olan “Ali”yi kullanan Enver Paşa yine resim yaparak geçimini sağladı. Resimdeki başarısı hapishane müdürünün de dikkatini çekti. Müdür kendisini ailesinin resimlerini yapmak için evine davet etti. “Ali Bey” müdürün evine gittiğinde aşçısının bir Alman kadın olduğunu fark etti..."
Sayfa 382·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Enver
"Tarihsiz belgeye göre Lenin 22 Nisan 1921 tarihinde Çiçerin’e yazdığı mektupta mealen şöyle demiştir: Enver Paşa’nın Orta Avrupa, Mısır, Cezayir, Fas ve başka ülkelerde otoritesi çok büyüktür. Yalnız bunların, bahsi geçen ve diğer ülkelerde kendi politikaların yürütebilmesi için paraya ihtiyaçları vardır. Ancak bu işleri yapabilmeleri için yıllık on beş bin lira gereklidir onlara ve bizce bu para çok büyük miktar değildir. Şunu asla unutmamak gerekiyor ki, onların çeşitli bölgelerde ilişkileri mevcuttur. Kemalistler’de ise bu yoktur. Bu yüzden kendi çıkarlarımız için biz her iki tarafla ilişkilerimizi sürdürmemiz gereklidir. Aslında Enver Paşa’nın emperyalist olduğunu biliyoruz. Fakat Enver Paşa ve beraberindekiler, Mustafa Kemal Paşa’ya göre bizim yürüttüğümüz politikayı daha iyi anlayan tiptendir. Bu yüzden emellerimizin gerçekleşmesi açısından ne pahasına olursa olsun onlarla aramızdaki ilişkileri sürdürmek lazım."
Sayfa 386·Kitabı okuyor
İzmit Basın Konferansı 16ocak1923
Dolayısıyla Kürtlerle ilgili olarak, aşağıdaki cümleleri okumak için tam 70 yıl bekledik: Ahmed Emin [Yalman] Bey –Kürt meselesine temas buyurmuştunuz. Kürtlük meselesi nedir? Bir dâhili mesele olarak temas buyurusanız çok iyi olur. Mustafa Kemal– Kürt meselesi bizim, yani Türklerin çıkarına olarak da kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırımız içinde var olan Kürt unsurlar o şekilde yerleşmişlerdir ki pek az yerlerde yoğundur. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurunun içine gire öyle bir sınır doğmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Sözgelimi, Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden Harput’a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özerklik oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir.
Sayfa 319·Kitabı okuyor
“Kürtlere özerklik” konusunda TBMM zabıtlarına geçmiş tek belge, Büyük Millet Meclisi Heyeti’nin El Cezire (Irak) Cephesi Kumandanlığı’na 27 Haziran 1921 tarihinde yazdığı talimattır. Oldukça uzun bu talimatın Kürtlere özerklikle ilgili bölümlerinde “milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı uyarınca” Kürdistan bölgesinde, doğrudan halkın oluşturacağı yerel yönetimlerin kurulması konusunda El Cezire Komutanlığı yetkili kılınıyordu. El Cezire’nin idaresi hakkında da üç maddeye yer verilen talimatı Mustafa Kemal imzalamıştı. Bu talimatın neden verildiğini soran milletvekillerine önce “hükümet işidir” denilerek cevap verilmek istenmemiş, ancak ısrarlar üzerine El Cezire Komutanı Nihad Paşa’nın 35 sayfalık gerekçesi okunmuştu. Asıl gerekçe bölgedeki huzursuzluğu fırsat bilen Fransız ve İngilizlerin Kürt Meselesi’ne müdahil olmasını engellemek için Kürtlere kademeli olarak özerklik tanınacağı izlenimini vermekti.
Sayfa 315·Kitabı okuyor
TKP
"O günden beri Mustafa Kemal’in Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmesindeki rolü aydınlanmadı. Yıllar sonra Mustafa Kemal ile yolları ayrılacak olan Kazım Karabekir uzun bir süre yasaklı kalan anılarında, bu olayla ilgili olarak, “Hayatımla ve namusumla oynadılar” diyecekti. Olayın dünya solculuğu açısından ne anlama geldiğini ise Mete Tuncay şöyle özetlemişti (ki buna ben de katılıyorum): Mustafa Suphi ve arkadaşlarının yok edilmeleri karşısında Sovyetlerin ve Komintern’in takındığı tavır dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından da çok önemli bir başlangıç noktası olmuştur. Bu olayda sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla bir kardeş partinin varlık sorunu çatışmış ve komünistler bir tercih yapmak zorunda kalmışlardı. Mustafa Kemal’i tutmayı seçmiş olmaları, sonradan (özellikle Troçkistler tarafından) Stalin’e izafe edilen bir fırsatçılık kalıbının ilk örneğini vermiştir. Oysa, bu siyaset kararı alındığı zaman, Lenin resmen ve fiilen Sovyet devletinin başında bulunuyordu."
Sayfa 301·Kitabı okuyor