Türk tarihindeki hükümdarlara şöyle bir baksak dahi, gözümüze ilk çarpacak işâret, müridin, mürşidin yokluğu deryâsında, yok olmak gibi tereddütsüz îman sahibi oluşudur. Böylece de mürit, ona ihlâsla bağlandığı müddetçe işleri yolunda gitmiş ve hanlığı da hâkanlığı da adâlet ve medeniyet yolunda mesâfe almıştır.
İşte gerçeklere gönül vermiş İkinci Sultan Murad'ın dehâsına ve ihlâslı yüreğinin tahtına vâris olan Fâtih Sultan Mehmed de siyâsî, askerî, idârî meselelerinin mes'ûliyeti altında düğümlenmiş güçlüklere rağmen, bir dehâ âbidesi olarak Türk târihine taht kurmanın sırrına ermiş, şiir ve sanat yolunda da örnek olmuştur.