Osman Bedir

Osman Bedir
@osmanbedir
Yüksel Türk
Giriş bölümünden
10 Ağustos 1920'de Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı Sevr Antlaşması'nın uygulanamıyor olması, özellikle İngilizler için can sıkıcıydı. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi Antlaşma'yı derhal reddetmişti ve bunu Padişah dahi imzalamamıştı. Bu durumda Antlaşma onaysız kalmıştı. Bu arada, Müttefikler'in ellerini kollarını bağlayan kendi iç problemleri, onların onay için baskı yapmalarına engel oluyordu. İngiltere işçi huzursuzlukları ve İrlanda'ya ilişkin problemlerle yüz yüzeydi; Fransa'da ekonomik sorunlar ve Almanya'nın savaş tazminatıyla ilgili hoşnutsuzluklar başlıca meselelerdi; İtalya bir ayaklanma tehdidi altındaydı ve Bolşevizm korkusu alabildiğine yaygındı. Bu arada Müttefik orduları terhis edilmişlerdi. Bu yüzden, işgal kuvvetlerindeki askerlere, arkadaşları yurtlarına döndükleri hâlde kendilerinin niçin hâlâ daha silah altında olduklarını haklı göstermek giderek zorlaşıyordu. Bütün bu faktörler, 1921 ve 1922'de Türkler'in Yunanlılar'a karşı askerî zaferleriyle ve Milliyetçi Hükümet'in Ruslar (16 Mart 1921) ve Fransızlar (20 Ekim 1921) tarafından siyasi olarak tanınmasıyla birleşince, İngilizler'i, tutumlarını yumuşatmaya zorladı. Avrupa kamuoyu Türkiye'de ve başka yerlerde yeniden savaşa girilmesine karşı olduğu için, Sevr Antlaşması'nın Türkiye'ye zorla kabul ettirilmesi kesinlikle imkânsızdı. Müttefikler Yunan-Türk savaşında tarafsızlıklarını ilan ettiler ve arkasından arabuluculuk yapmayı önerdiler. Ateskes Sözleşmesi, 11 Ekim 1922'de Mudanya'da imzalandı. Bu sözleşme ile Doğu Trakya ve İzmir Türkler'e geri veriliyordu. İstanbul'un statüsü için bir çözüm getirilmemişti. Fakat milliyetçiler, Müttefikler'le barış antlaşması imzalanmadan önce İstanbul'un yönetimini devralmak için kamuoyunda propaganda yapacaklardı. Ankara Hükümeti, Refet Paşa'yı, özel görevli
Sayfa 36 - İletişim Yayınları
Reklam
Giriş bölümünden
İşgal 16 Mart sabahı gerçekleştirildi. Müttefik Yüksek Komutanları halka bir bildiri yayımladılar. Bu bildirinin "başlıca amacı, iyi yönetilmesi için İstanbul'un fiilen rehin alındığının bütün Türkler'in, özellikle de İstanbul dışındakilerin kafasına sokulması"ydı Müttefikler'in bildirisi, işgalden söz bile etmemeyi yeğleyen milliyetçi Tasvir-i Efkar dışında, bütün İstanbul gazetelerinde basıldı. Haftalık Fransız dergisi L'ıllustration, işgali şöyle tasvir etmişti: "Geçtiğimiz 16 Mart günü, İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserleri'nin kararları uyarınca, üç ulusun birliklerinden oluşmuş bir işgal kolordusu, İngiliz Generali Wilson'ın emrinde İstanbul'a girdi. Gerçeği söylemek gerekirse şehir, İngilizler'in 'polis' diye iddia ettikleri unsurlar tarafından, önceden fiilen işgal edilmişti. Üçlü işgal gücü emrine verilen en önemli birlikler, çeşitli stratejik noktalarda konumlanmaya, birtakım resmi kuruluşlara, özellikle Harbiye Nezareti'ne el koyulmasına ve Mustafa Kemal, Enver Paşa ve Talât'la aynı düşüncede olduğu bilinen kişilerin tutuklanmaları icin harekete geçilmesine imkân sağlıyordu. General Wilson'ın, şehrin sıkıyönetim altında olduğunu açıklayan bir bildirgesi ile, işgalin geçici karakterde olduğu ileri sürülmekteydi... Bu bildirge, öte yandan, kargaşalıkların ve katliamların tekrar etmemesi için bütün garantiler sağlandığı takdirde, Müttefikler'in, İstanbullu Türkler'i haklarından yoksun bırakmayacaklarını ifade eden yatıştırıcı kararını doğruluyordu. "
Sayfa 28 - İletişim Yayınları
Giriş Bölümü
İngiliz ve Osmanlı Hükümetleri arasında, 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanırken, İngiltere adına imzayı atan Amiral Calthorpe, karşı tarafın temsilcisi Rauf Bey'e, Müttefikler'in İstanbul'da askerî varlıkları olmayacağına dair sözlü garanti vermişti. Buna rağmen, 13 Kasım 1918'de İs-tanbul'da Müttefik işgali başladı. Müttefikler'in güç gösterisinin çok yönlü nedenleri vardı. Birincisi, Müttefikler Ateşkes Antlaşması şartlarının uygulanmasını sağlama bağlamak istiyorlardı. Mondros Antlaşması'nın hayati şartları şunlardı: Osmanlı Ordusu'nun terhis edilmesi ve bütün silahların Müttefikler'e teslimi: İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndaki tahkimatların işgali ve en önemlisi, anlamı muğlak VII. madde ile Müttefiklerin, güvenliğin tehlike altında olduğunu düşündükleri her yeri işgal etmelerine izin verilmesi. İkinci olarak, Müttefikler, yaklaşmakta olan barış görüşmelerinde hoşgörüye hiç yer olmayacağını Türkler'in kafasına yerleştirmek istiyorlardı. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, bu tutumu, Lord Curzon'a yazmış olduğu 6 Haziran 1919 tarihli mektupta dile getirmişti: "Bu Yüksek Komisyon'un almış olduğu, hem yazılı, hem de sözlü talimatlar uyarınca, hiçbir Türk'ü, ne olursa olsun hiçbir şekilde kayırmamak ve onlara umut vermemek, ayrıca, savaşın sonucu olarak, Osmanlı İmparatorluğu'na davranışımızın muhtemelen çok sert olacağını göstermek, bizim tutarlı tavrımız olmuştur." Üçüncüsü, Müttefikler, Türkiye'nin geleceğine ilişkin olarak Padişah'ın ve Bâb-ı Ali'nin işbirliğini sağlamak için, onlar üzerinde otorite kullanmak zorundaydılar. Ne var ki, bir kısım komutan, Türkiye'nin bölüşülmesine ve yabancı kontrolüne beklenmedik bir şekilde meydan okudular ve bunlar direnişi meşru bir Milliyetçi Hareket'e dönüştürdüler. İstanbul'un Müttefikler
Sayfa 15 - İletişim Yayınları
önsöz'den
Mütareke sırasında İstanbul'un tarihi, sadece bir Sadrazam'ın, Damat Ferit Paşa'nın işbirlikçi faaliyetlerinin ve Padişah'ın entrikalarının tarihi değildir. Aynı dönemde sadrazamlık yapan Ali Rıza Paşa (12 Ekim 1919 - 3 Mart 1920), Salih Hulûsi Paşa (8Mart - 2 Nisan 1920) ve Tevfik Paşa (21 Ekim 1920 - 4 Kasım 1922) Ateşkes Antlaşması hükümlerine ve Müttefik yönetimine karşı üstü kapalı bir direniş politikası izlemişlerdir. Şubat 1919'da, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe, Ingiliz savaş esirlerine kötü davranmakla suçlanan 23 Türk'ün, sıkıyönetim mahkemesine sevk edilmek üzere İngilizler'e teslim edilmelerini istedi. Bu istek, Ateşkes Antlaşması'nda tanınmış olan Osmanlı egemenliğini ihlal ettiği için, Osmanlı Hariciye Nazırı isteğe boyun eğmeyi reddetti. Osmanlı Imparatorluğu sınırları içinde Türkler'in çoğunlukta oldukları yerlerin Türk yönetiminde kalması gerektiğini belirleyen Misak-ı Milli, Osmanlı Parlamentosu'nda, Ali Rıza Paşa'nın sadrazamlığı sırasında kabul edildi. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Osmanlı Hükümeti'ni, Ateşkes Antlaşması'nın ruhuna aykırı davranmakla suçlamaktaydı: "Mustafa Kemal Erzurum'un resmî valisidir (metinde böyle), kendi içinde onunla Istanbul arasında bir halka oluşturuyor ve bu, insanı, Genç Türkler'in Asya'da yaptıklarının sorumluluğuna sahip çıkmayan İstanbul'a rağmen nasıl olup da başarı kazandıkları hakkında düşünmeye sevk ediyor... Ateşkes Antlaşması açıkça ihlal edilerek, başkentle Milliyetçiler arasında sürekli silah ve silahlı adam değişimi yapılıyor. " 1920 Martı'nda Amiral Calthorpe, Anadolu halkının milliyetçilere sağladığı desteğin durdurulması için, Osmanlı Hükümeti'ni, Kuvay-ı Milliyeciler'i açıkça suçlamaya zorladı. Salih Hulūsi Paşa bunu yapmayı reddetti ve bu da Hükümet'in
Sayfa 8 - İletişim Yayınları
Tarih