İngiliz ve Osmanlı Hükümetleri arasında, 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanırken, İngiltere adına imzayı atan Amiral Calthorpe, karşı tarafın temsilcisi Rauf Bey'e, Müttefikler'in İstanbul'da askerî varlıkları olmayacağına dair sözlü garanti vermişti. Buna rağmen, 13 Kasım 1918'de İs-tanbul'da Müttefik işgali başladı. Müttefikler'in güç gösterisinin çok yönlü nedenleri vardı. Birincisi, Müttefikler Ateşkes Antlaşması şartlarının uygulanmasını sağlama bağlamak istiyorlardı. Mondros Antlaşması'nın hayati şartları şunlardı: Osmanlı Ordusu'nun terhis edilmesi ve bütün silahların Müttefikler'e teslimi: İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndaki tahkimatların işgali ve en önemlisi, anlamı muğlak VII. madde ile Müttefiklerin, güvenliğin tehlike altında olduğunu düşündükleri her yeri işgal etmelerine izin verilmesi. İkinci olarak, Müttefikler, yaklaşmakta olan barış görüşmelerinde hoşgörüye hiç yer olmayacağını Türkler'in kafasına yerleştirmek istiyorlardı. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, bu tutumu, Lord Curzon'a yazmış olduğu 6 Haziran 1919 tarihli mektupta dile getirmişti:
"Bu Yüksek Komisyon'un almış olduğu, hem yazılı, hem de sözlü talimatlar uyarınca, hiçbir Türk'ü, ne olursa olsun hiçbir şekilde kayırmamak ve onlara umut vermemek, ayrıca, savaşın sonucu olarak, Osmanlı İmparatorluğu'na davranışımızın muhtemelen çok sert olacağını göstermek, bizim tutarlı tavrımız olmuştur."
Üçüncüsü, Müttefikler, Türkiye'nin geleceğine ilişkin olarak Padişah'ın ve Bâb-ı Ali'nin işbirliğini sağlamak için, onlar üzerinde otorite kullanmak zorundaydılar. Ne var ki, bir kısım komutan, Türkiye'nin bölüşülmesine ve yabancı kontrolüne beklenmedik bir şekilde meydan okudular ve bunlar direnişi meşru bir Milliyetçi Hareket'e dönüştürdüler.
İstanbul'un Müttefikler