lilâ, bir alıntı ekledi.
52 dk.

'Umut' kelimesi yerine 'Türkiye' adını yazsak yeridir. Çünkü Türkiye, yalnız kendi kendisi için değil, Ortadoğu ülkeleri için de varolmak zorundadır. Çünkü Ortadoğu ülkelerinin sözcüsü, yüzyıllar boyunca Türkiye (Osmanlı Devleti) olmuştu. Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla, Ortadoğu, sözcüsüz kalmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti, Ortadoğu ülkelerini, İslâm uygarlığının belirlediği birlik çizgisinde özenle korumuştu. Ortadoğu ülkeleri, bu birlik çizgisinden saptıkları için, toplumsal ve politik bunalımlara düşmüşlerdir. Bu bunalımlardan kurtulmak için, ortak uygarlığın bilincine yeniden ve çağdaş bir sezişle varmak gerekiyor. Türkiye, bu ortak uygarlığın bilincine yeniden ve çağdaş bir sezişle varabilirse, tüm Ortadoğu ülkeleri için izlenmesi gereken bir yol çizmiş olacaktır.

Batı Notları, Nuri Pakdil (Sayfa 50 - Edebiyat Dergisi Yayınları)Batı Notları, Nuri Pakdil (Sayfa 50 - Edebiyat Dergisi Yayınları)
Hatice, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Bozkurt kitabının yazarı!!!
Huntington’u dinleyelim:

“Türkiye İslam’ın çekirdek devleti olmak için gerekli tarihe, nüfusa, orta düzey bir ekonomik gelişmişliğe, ulusal birliğe, askeri yetenek ve geleneğe sahiptir. Gelgelelim Atatürk’ün Türkiye’yi net bir şekilde laik bir toplum olarak tanımlaması, Türk Cumhuriyeti’nin bu rolü Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralmasını önlemiştir. Türkiye anayasadaki laiklik ilkesine bağlılığından ötürü OIC’nin kurucu üyesi bile olamamıştır. Türkiye kendisini laik bir ülke olarak tanımladığı sürece İslam’ın liderliğine soyunma olasılığı yoktur.

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 45 - Inkılâp kitabevi)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 45 - Inkılâp kitabevi)

Osmanlıyı anlatan, Osmanlıya âit bir kitabı okuduğumda, sanki Osmanlı döneminde yaşıyor; cereyân eden, etmekte olan hâdiselerin merkezindeymişim gibi hissediyorum kendimi. Hele ki kulağıma bir Mehter Marşı veya o döneme âit bir müzik sesi geldi mi; işte o vakit, kalbimin derinliğinden fışkırıp çıkarak, gele gele tüm duygularımı esâret altına alan derûni bir huzûr denizinin içine dalmış, yüzüyor buluyorum kendimi..

Mustafa Diyar, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Büyük Sarsıntılardan Kaçamazsın
فورطناده ده وريله ن بر آغاچ اولديغى يرده چورور‌.‌‌‌‌‌‌‌‌‌‌‌‌

Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti 6 (Seviye İleri) Beyaz Zambaklar Memleketinde, Grigory Petrov (Sayfa 230 - İletişim)Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti 6 (Seviye İleri) Beyaz Zambaklar Memleketinde, Grigory Petrov (Sayfa 230 - İletişim)
Mustafa Diyar, bir alıntı ekledi.
 8 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

'Bakarsan Bağ Olur Bakmazsan Dağ Olur' Tezahürü
اكر كنجلكك روحنى حراثت ايديلمه يه ن بر تارلا كيبى كندي حالنه براقيرسى كز اوراده ايصيرغانلر و ديكنلر يه تيشير.

Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti 6 (Seviye İleri) Beyaz Zambaklar Memleketinde, Grigory Petrov (Sayfa 128 - İletişim)Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti 6 (Seviye İleri) Beyaz Zambaklar Memleketinde, Grigory Petrov (Sayfa 128 - İletişim)
garipbiri, Memleket Hikayeleri'ni inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Birbirinden güzel, anlamlı öykülerden oluşan bu kitabı okuyarak pişman olmayacaksınız. Öykülerin çoğu Osmanlı'nın son devrinde geçmektedir. O yılların Anadolu ve İstanbul insanı hakkında önemli şeyler öğrenebiliyorsunuz.

OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, Kuşatma'yı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 8/10 puan

Son dönemde Lopus Yayınevinden çıkan kitaplar raflarda oldukça dikkatimi çekiyor. Halil Yaşar Kollu kitaplarından sonra Mustafa Güldağı'nın Kuşatma isimli kitabını da okumuş oldum. Kitabın kısa bir özetini aslında son sayfalarda yazarımız gayet güzel özetlemiş. Kitap, Endülüs'ü, Haçlı Seferlerini, Osmanlıyı ve son olarak da günümüzü anlatmış. Bu dönemde Türk ve Müslüman dünyası üzerinde oynanan oyunları anlatmış. Endülüs, Haçlı Seferleri ve Osmanlı bölümünde bir nebze tarih kitabı havası veren kitap özellikle son bölümlerde siyasi bir kitaba dönüşmüş bence.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitapta genel olarak olaylar ve kişiler üzerinden tarihi olaylar anlatılmış. Daha doğrusu bu olayların perde arkası anlatılmış. İşte bu perde arkasından çok dikkat çekici bilgiler mevcut. Bu bilgiler ne kadar doğrudur ve ne kadar tarafsızdır orasını bilemem. Fakat bazı bilgileri başka yerlerden de okumuşluğum öğrenmişliğim var.
Kitapta Türklerin ve Müslümanların üzerinde her mecrada (cephede, toplumda, siyasette, film sektöründe, dilde vb.) batılı devletler tarafından yapılan uygulamalar veya yıkma/değiştirme politikaları örneklenerek sunulmuş okuyucuya. Örneğin Everest Dağı'nın adı nereden gelmektedir? Bunu kaç kişi biliyor acaba günümüzde. Bunu kitaptan bir alıntı ile cevaplamak istiyorum.
"George Everest, ilköğretimini harita konusunda uzmanlaşarak tamamladıktan sonra Askeri Akademi'ye yazıldı. Daha sonra Hindistan'a atandı. Hindistan'da generalliğe yükseldi. Unutmayın, İngilizler bir yeri işgal ettiklerinde oraya hemen bir haritacı atarlar. Bu haritacılar sosyolog ve din uzmanları ile ortak çalışarak İngilizlerin çıkarına uyacak şekilde bölme ve parçalama işlemleri yaparlar. Yeni bir harita çıkarırlar. General George Everest bu haritacılardan biridir." Everest Dağı'nın önceki adı da Çomolungma imiş.
Aslında alıntılarım kitabın bir özeti gibi. Alıntıları okuyarak ne ile karşılaşacağını az çok tahmin edersiniz. Şahsen tavsiye ettiğim, ilginç ve iddialı bilgilerle dolu bir kitap. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yeniçerilerin yaşlı çorbacısı,

"Hüsrev Paşa gibi bir büyük vezir niçin katlolunmuştur, niçin bize danışılmamıştu?" diye sordu.

Sultan Murad adamı gözleriyle erittikten sonra, "Sizin padişah olduğunuzu bilmezdim" diye cevap verdi. "Madem ki her iş sizden sorulacaktır, ne bizim, ne de bu devletlülerin ve ulemânın burda bulunmasına ihtiyaç yoktur. Gelin, biriniz Osmanlı tahtına oturun.

Biriniz sadrazam, birkaçınız vezir olun. Biz de canımız çektikçe şöyle yapın böyle yapın, diye işinize karışalım. Olmaz mı?"

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Milena, Nefes Nefese'yi inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

İsmi ile bağdaşacağı üzere “nefes nefese” okudum bitirdim kitabı ve okuduğum en iyi Ayşe Kulin romanıydı. Tabi şu ana kadar Ayşe Kulin’in yalnızca 3 eserini okumuş olmam bu çözümlememde sizi yanıltmasın belki daha daha güzelleri de vardır, bilemiyorum.

Özetle 2. Dünya savaşı sıralarında Hitler ve bilindiği üzere Hitlerin yaptığı Yahudi katliamını konu alıyor genel hatlarıyla. Ama içerisinde dik başlı ve kararlı bir aşk, kişisel yargılarının önüne geçemeyen bir baba, Türk diplomatların olağanüstü çabalarla Türk asıllı olan veya olmayan Yahudileri kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmaları gibi birbirleriyle harika zincirlenmiş konuları barındırıyor.
---Hatta spoiler vermeyeceksem bir bölümünde çalışma kampı adı verilen Yahudilere eziyet edilen o cehenneme sürüklenen Türk asıllı Yahudilerin de içinde bulunduğu az önce hareket etmiş vagona Marsilya başkonsolosu Nazım Kender’in (internetten araştırdığım kadarıyla bu kişi gerçekte Necdet Kent oluyormuş) tren isteği üzere durdurulmayınca koşup atlaması ve peşinden birkaç istasyon sonra bu insanların tamamını kurtararak trenden en son kendi inmesi gerçekten gözlerimi kocaman açarak okuduğum ve bu gerçek olabilir mi acaba dediğim bir bölümdü. Kendi canını tehlikeye atarak onlarca yahudiyi kurtaran cesur insan.---

Söylenildiği gibi dinler arası diyalog mesajı aldığım söylenemez yalnızca Müslümanlarca kabul görmeyen bir olayı konu alıyor. Bu konu da Müslüman bir kadının farklı dine mensup bir insan ile evlenemeyeceği. Kitapta da bunu daha çok dinimizce kabul görmediği için değil de sanki örf ve adete uygun olmadığı için reddetmişler gibi bir hava var. Bir Osmanlı vezirinin kızı (Osmanlı çökmüş dahi olsa) nasıl olur da gidip bir Yahudi gence aşık olur ve onunla evlenmeyi talep edebilir. Evet Fazıl Reşat Paşa bunu kabul etmiyor ancak o kabul etmese bile Yahudi gençle ufak bir nikah ile evlenen kızı yurtdışına kaçıyor ve kendi ülkesinde örf adet gelenek uğruna izin verilmeyen evlilikleri orada da bir gestapo tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Bu romanı kesinlikle okunmaya değer buluyorum, yaşanılan döneme ait ülkemiz gerçeklerini öğretiyor. Yahudilerin çektiğini yüreklerinizde hissedeceksiniz buna eminim.

Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi üzerine eleştiri:
Orhan Pamuk, Beyaz Kale Romanı ve Kurmacalar Üzerinden Tarihimiz

Bir kaç hafta önce Orhan Pamuk’un 1986 basımlı post – modern etkiler de taşıyan romanı Beyaz Kale’yi okudum. Kitap, tarihi bir roman olma özelliği de taşıyor. Fakat, kitap ben de biraz hayal kırıklığı oluşturdu. Dünya edebiyatında, benzer temalı romanlarda neredeyse hiç karşılaşmayacağımız biçimde, yazar, Beyaz Kale’nin konusunun geçtiği toplumun sosyal hayatını gerçekte olmadığı şekilde sunmakta, bana göre bunu da gerçeğe dayanmayan kurmacalar üzerinden yapmış görünmeketdir.

Roman’da Orhan Pamuk, 4. Mehmet (Avcı Mehmet) dönemi Osmanlı toplumunu ve İstanbul’u tasvir eder. Türk Gemiciler tarafından esir düşen bir Venedikli romanın baş kahramanıdır. Bu esir diğerlerinden farklı olarak mühendislik, edebiyat ve anatomi alanında eğitim görmüştür. Venedikli, zindanda özellikle doktorluk bilgisi ile dikkat çekmeyi başarır ve “Paşa” (Osmanlı idaresinde güçlü) tarafından makamında kabul edilir. Burada kendisine çok benzeyen bir şahsiyet olan “Hoca” ile tanışır. Daha sonra Paşa tarafından zindan alınıp bu Hoca’nın yanına yerleştirilen Venedikli, Hoca ile Paşa için görkemli bir havai fişek gösterisi yapar, sonrasında da Padişah’ın dikkatini çeker. Venedikli, görevlendirildiği önemli icat ve incelemeleri Paşa ile birlikte yaparlarken, aynı zamanda birlikte bir çok yazı yazmaya da başlarlar. Bu yazma sürecinde “Venedikli” ile “Hoca” karakterlerinin farklılıkları okurun zihninde daha belirgin hale gelir. Roman boyunca Venedikli, Hoca kadar hatta bazen ondan daha kabiliyetli bir şahsiyet halinde tasvir edilir.

Venedikli’nin Hoca’dan daha bilgili, daya yetenekli olması, Hoca’nın bir çok konuda Venedikli ile çatışmalarına neden olur. Çatışmalarda Hoca Venedikli’ye gör hep haksız, hep kötü duygulu, kötü niyetli olarak görünür; Batı iyi, Doğu kötü…..

Romanın sonunda post modern eserlerin genel özelliği olan okuyucuyu yanıltma hali karşımıza çıkar; Hoca Venedikli’nin yerini alarak İtalya’ya gider. Venedikli esir de Hocanın yerini alır gibi görünürken aslında bu esirin Hoca’nın bir hayali kurmacası olduğunun anlaşılması ile roman da biter.

Orhan Pamuk tasarladığı bu iki karakterin sırtına Doğu ve Batı’nın değerlerini yüklemiş, bu iki zıt kavramı bireyler üzerinden anlatarak okuyucuya sunmuştur.

Orhan Pamuk’un bu tarihi romanı, içerdiği tasvirlerle, sunuları ve anlatısı ile aklımızda bir çok soru işareti oluşmasına neden oluyıor. Öncelikle, yazarın her ne kadar kurguda özgür olması gerekse de bir tarihi roman, tarihi bu denli yaşanmamış kurmalarla okuyucuya nasıl sunabilir ? Bu, o topluma, o sosyal yapıya bir haksızlık olamz mı ? Haksızlık olursa etik sorunlar taşıamz mı ? “Roman’da “kasıt yapılmış”  yorumlarına neden olamz mı ? Ayrıca, Roman boyu Orhan Pamuk, bazı tarihi olayları olduğu gibi almış, bazılarını ise kurmaca olarak işlemiştir. Eğer Orhan Pamuk Beyaz Kale’yi gerçek bir kurmaca amacı ile tasarlamış ise ve o dönemi kendince yorumlamayı amaçlıyor ise o zaman işlenen dönemdeki bazı tarihi gerçeklikleri olduğu gibi alıp bazılarını neden göz ardı etmeyi ve kendince değiştirmeyi tercih etmiştir ? Dahası, neden kurmaca yolunu tercih ettiği olaylar ve tiplemeler Osmanlı tarihinin en hassas en belirleyici noktaları olurken, gerçekte olduğu gibi aldığı kısımlar ya genel bilinen isimler, olaylar ya da dönemde yaşanan idari zayıflıklar olmuştur ?

Romanın genelinde okur yükselen ve üstünleşen yüksek ahlaklı bir Batı ve güçlü olsa da zayıflamaya yüz tutmuş, ahlaki değerlei zayıflamış bir Doğu ile karşılaşmaktadır. 17. yüzyıla doğru uzanan bir tarihte bu tasvir bazı yönleri ile kabul edilebilir, ancak, Osmanlı ve Türk toplumu üzerinden yazılan yanlış kurmacalar Türk tarihinin ve Osmanlı portresinin özellikle yabancı ve Osmanlı tarihine uzak okurların zihninde ister istemez yanlış şekilde şekillenmelere, yanlışlar gerçekmiş gibi kanaatlere neden olmaktadır.

Bu bağlamda, Pamuk’un yaptığı bazı tasvirleri şu şekilde sıralayabiliriz;

Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, bizim bayrakları (Venedik), Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Askerlerimizi (Venedik) gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar. (syf 14)1

Osmanlı tarihinde gerek toplum gerekse de yönetici kesim Türk töresinin ve İslam’ın emirlerinin doğrultusunda hep hoşgörüyü tercih etmiş, düşmanın kültürüne, esirlere, tüccarlara karşı Pamuk’un betimlediği gibi davranışlarda bulunmamıştır. Dahası Meryem Ana bizce de mübarek bir kadın değil midir ? Bu özelliklerimiz aslında Türk tarihi karakteri bakımından en hassas noktalardan birisidir, Batılı sömürgeci ve emperyal zihniyetten farklı bir büyük devlet ve millet oluşumuzun da kanıtıdır. Işte bu noktada Orhan Pamuk Osmanlı’nın en hassas ve temel noktasında çok zıt bir kurmaca ile okuyucuyu karşı karşıya bırakmaktadır: 

Paşa derdini öyle bir anlatmaya başladı ki, bunun, “düşman iftiraları”1 ile Allah’ı kandırdıkları için yeryüzünde bir tek bu Paşa’nın yakalandığı özel bir hastalık olduğunu düşünmeye başladım. Oysa derdi nefes darlığı idi. (syf16) 1

O dönemde, Paşa rütbesi ile anılan bir çok asker veya yüksek devlet memuru çocukluktan itibaren Enderun Mektebi gibi özel okullarda özenle yetiştirilmiş, üstün yetenekli ve hayatlarını devlete adamış kimselerdi. Bir çok Türk ve yabancı tarihçilerin bu kişilerin kahramanlıklarının, üstün yeteneklerinin ve çalışkanlılıklarının altı çizilirken, açıkça görülmektedir ki Orhan Pamuk bir Osmanlı askerini ‘zayıf’ bir karakter olarak betimleyerek, adeta onu, onun tiplemesinde Osmanlı Paşa’sını alçaltmıştır:

Din değiştirmeyeceğimi söyleyince, Paşa bana öfkelendi. Hücreme döndüm.  Müslüman olmazsam Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım. (syf 26) 1

Her dönemde hoşgörüsü ve saygısıyla anılan, bunu temel özelliği olarak taşıyan Osmanlı, Beyaz Kale’de tamamen tersine çevirilerek okyucuya sunulmuş haldedir. Hiç din değiştirmedi diye boynu vurulan bir kişi bizim tarihimizde var mıdır ? Tam tersi, kuruluşundan yıkılışına Osmanlı Devleti, tebasını dininde açıkca serbest ve devlet güvencesi altına almamış mıydı ?

Gerçek tarihe zıt düşen bu anlatılar, baştan aşağı kurgulanmış bir imparatorluk (hayali), karakterler ve şehirden bahsetseydi “bir tarihi tema işleyen kuramsal roman haliyle” kabule edilebilir olurdu. Fakat, Orhan Pamuk Osmanlı tarihinde geçen gerçek olaylara, isimlere, karakterlere ve İstanbul’a romanında yer vermiştir; Padişah 4. Mehmet’e yer verilmiş, Evliya Çelebi’ye gönderme yapılmış, Sokullu Mehmet Paşa’nın ismi geçmiş, Havai Fişek gösterileri, siyasi bağlamda Hoca aracılığı ile anlatılan müneccimbaşı meselesi, ve dönem siyaseti ile ilgili bazı kesitleri gerçek tarihten doğruca alıntılamıştır.2 Bu vurgularla Beyaz Kale, doğrudan Osmanlı’nın bir dönemini işlemektedir; tasvirleri ve kurmacaları ile de o dönemi “kötü Doğu” olarak tanıtmaktadır.  

Ortalam bilgi sahibi bir Türk okur veya Osmanlı tarihini ortalama seviyede bilen bir okur, romanın anlatısının tarihi gerçeklik ile örtüşmediğini ve çoğu yerde yazarın kurmacaları olduğunu açıkça anlayabilir. Ama bunu, etkilenmiş Batıcı aydın zihniyetine ya da yabancı (küresel) okuyucu kitlesine vurduğumuz da durum çok değişebilmektedir. Batıcı aydın ya da Batılı okuyucu, 16. – 17. Yüzyıl Osmanlı’sını bu denli yaşanandan tam tersi şekide anlatan bir tarihi romanı okuyunca, ya görmek istediği “kötü Doğu”yu görecek ve ön yargılarına doğruluk gerekçeleri bulacak, ya da, iyimser bir ifadeyle yanlışlar ile gerçekte olmayanlar ile bizi tanıyacaktır. O zaman, bir Batlı kişi, önce iyi niyetli bile olsa, bu tür romanları okuduktan sonra, bizi Batı’ya göre “öteki” yapan zihniyeti haklı görmeye başlayacaktır.  Boşuna bir yığın ödül vermez Batılılar Doğu’dan insanlara…

Başta değindiğim iki soru ile tüm bu argümanları birlikte değerlendiricek olursak; Orhan Pamuk,  Beyaz Kale’de, hayal gücünün ürünü olan bir (hayali) kurmaca yaratmaktan ziyade, gerçekte var olanı farklı (kötü ve yanlış) göstermeye dayalı bir romancılık ile okuyucunun karşısına çıkmıştır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Pamuk’un şahsına yaptığı “toplumun alışkanlık ve kültürünü doğru bilmeden Nobel Ödülü almış olsa bile doğru eserler çıkarması beklenemez” şeklindeki eleştirisi de tüm bu bahsettiklerimi desteklemektedir.

Tartışılmasına rağmen altını çizmemiz gereken önemli bir nokta da, İlber Ortaylı ve bir çok Türk entelektüel tarafından ciddi şekilde eleştirilmesi ve hatalı bulunmasına rağmen Orhan Pamuk’a  Publishers Weekly, The Intepended, New York Timesgibi en büyük yayın kuruluşlarında olumlu eleştiriler yapılmasıdır. O ve eserleri, Emperyal Batı’lı edebiyat tarafından benimsenmiş, sevilmiş ve dünyaya tanıtılmıştr. Acaba, Beyaz Kale’de sunulan “Doğu” ve hep özenilen, arzulanan “Batı” tasvirleri nedeniyle mi sayın Pamuk bu kesimlerce çok sevilmiş ve kabul edilmiştir ?

Sonuç olarak, Beyaz Kale’den aldığım ders, romancı gerçekte yaşanmış bir tarihi, çeşitli nedenlerle kurmacalarıyla kötülediği an asgari edebiyat değerinin ve hatta estetiğinin dışına çıkmış demektir. Yazımda, bahsettiğim gerçeği yıpratan kurmacaya yazar özgür olmalı eleştirileri gelebilir. Bu eleştiriyi yapanlara söylemek isterim ki, gerçek bir romancı kurmacada özgür olduğu kadar, sanatını siyasetten, emparyal güçlerden, kariyer, yükselme ve tanınma arzusundan ve bunun gibi daha bir çok yan beklentiden de uzak tutmalıdır. Aksi halde o sanat güdümlü, toplum mühendisliğine maksatlı bir çalışma haline gelir. Son olarak şunu da belirtmek isterim; edebiyatçı ya da sanatçı üzerinde uğraşacağı medeniyetin dilini, kültürünü, insanlarını ve tarihini olabildiğince en iyi şekilde bilerek yola çıkmalıdır. Beyaz Kale’nin buna bir örnek olması dileğiyle !

Dipnotlar

1- Orhan Pamuk: Beyaz Kale, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
2- Bensu Funda Gür; Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü: Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Beyaz Kale (Makale)

http://www.kirmizilar.com/...-uzerinden-tarihimiz