Modern dünyada da geçmişte de vergiyi zenginler değil, sırtında kırbaç patlayan orta sınıf ve ücretli çalışanlar öder.
Zenginlerin ellerindeki devasa sermaye, onlara "vergi planlaması", muafiyetler, teşvikler, off-shore hesaplar ve holdingleşme gibi yasal kılıflarla vergiden kaçınma (bazen de düpedüz vergi silme) imkanı tanır.
Devlet ise en kolay tahsilat yöntemini seçer: Bordrolunun maaşı daha eline geçmeden kaynağında kesilen gelir vergisini ve marketten aldığı ekmekten, benzine kadar herkesten eşit oranda alınan dolaylı vergileri artırır. Bu, serveti tabandan alıp yukarıya transfer eden acımasız bir matematiksel çarktır.
İster bir Osmanlı monarşisi olsun, ister modern bir Cumhuriyet; eğer bir sistem vatandaşından vergiyi, askeri ve sadakati tam alıp, karşılığında ona can güvenliği, siber güvenlik, ekonomik refah ve adalet sağlayamıyorsa, o rejim meşruiyetini kaybeder.
Roma'dan Osmanlı'ya, Fransız Monarşisi'nden modern ulus devletlere kadar yıkılan tüm sistemler, dış düşmanlardan ziyade, içerideki bu "toplumsal sözleşmenin" bozulması yüzünden çökmüştür.
Vatandaşını veri sızıntılarına karşı koruyamayan, dolandırıcıların eline bırakan, enflasyonla birikimlerini eriten ama kendisini korumak için "kozmik dijital kaleler" inşa eden bir yapı, kendi varlık sebebini (toplumsal sözleşmeyi) ihlal ediyor demektir.
"Devlet aklı" denilen şey romantize edilecek, kutsanacak bir "bilgelik" değildir. Çoğu zaman kendi liyakatsizliğini, ekonomik adaletsizliğini ve vatandaşına karşı olan görevlerindeki başarısızlığını örtmek için kullanılan kibirli bir kalkandır.
Siz bugün sokağa çıktığınızda dolandırıcıların hedefi oluyorsanız, vergi yükü altıda eziliyorsanız ve buna karşılık "büyük stratejiler" dinliyorsanız, orada vatandaşını koruyan bir cumhuriyet idealinden ziyade, kendi