Iğdırlı Hasan Onbaşı, Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndan sonra Kudüs'ten çekilirken Kudüs'ün Son Nöbetçisi olarak geride kalan ve 55 yıl boyunca Mescid-i Aksa'da gönüllü nöbet tutan son Osmanlı askeridir 1917 yılında Osmanlı ordusu Kudüs'ten çekilmek zorunda kaldığında, İngiliz askerlerinin şehre girişinde kutsal mekanların yağmalanmasını önlemek adına geride 53 kişilik küçük bir artçı birlik bırakılmıştır. Komutanı yüzbaşı, ayrılırken Hasan Onbaşı'ya buraların ona emanet olduğunu ve nöbet yerini terk etmemesini emretmiştir. Gazeteci ve yazar İlhan Bardakçı, 1972 yılında Kudüs'e yaptığı bir seyahat sırasında Mescid-i Aksa'nın avlusunda 2 metreye yakın boyu, asırlık yaşı ve eski askerî üniformasıyla dimdik bekleyen Hasan Onbaşı ile karşılaşmıştır Hasan Onbaşı, İlhan Bardakçı'ya Anadolu'ya döndüğünde komutanına ulaştırması için şu tarihi sözleri söylemiştir: "11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım..."
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Reklam
Ne güzel şey hatırlamak seni çağrında Vakur gönlüm İstanbul.. Lügat 365💫
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
tdk, babalar günü özelinde tivitırdaki hesabından yaptığı ileti görselinde yer alan paylaşımı -muhtemelen gelen tepkiler sonrasında- az önce kaldırmış.. Mustafa Kemal Atatürk, onlar bu paylaşımı yaptığı için türk milletinin babası olmadı.. aynı şekilde onların bu paylaşımını kaldırmaları sonrasında paylaştıklarında yazdıkları cümlenin gerçekliği de ortadan kalkmadı.. Mustafa Kemal Atatürk, türk milletinin babasıdır.. yok benim babam mete, yok benim babam fatih sultan mehmet, yok benim babam abdülhamit.. yok benim babam müslüman.. yok benim babam selanikli osmanlı subayı değil.. iyi niyetli yapılan kıyaslar olsun art niyetle yapılan kabullenmemeler olsun sadece rüzgar.. en basit haliyle günümüzde mete hanı bilmemizi sağlayan, fatih sultan mehmetin türbesine özgürce gidebilmemizi sağlayan, tebaası olarak yaşadığı zamanda başındaki padişahının kaybettiği toprakların yarısı kadar toprakları kurtaran, islamiyeti hacı, hoca, tekke, tarikat elinden kurtaran ve kurtardığı topraklar üzerine türk adı geçen, ulus devleti kuran bu selanikli osmanlı subayı.. kendisi olmasaydı günümüzde bu topraklarda -en iyi ihtimalle sevr sınırları dahilinde- hala var olur muyduk? olsaydık ne halde olurduk? günümüzdeki gibi olur muyduk? olmasaydı da olurduk, keşke yunan galip gelseydi tayfası gibi beş iq'luların tepkisinden çekinen tdk, kendi varlık nedenini, kurucusunu, kurulma nedenini bilse kaldırdığı paylaşımın doğruluğuna daha bir emin olur bu arada.. tdk, sildiği paylaşımı da yanlış yazmış bu arada.. cümlede Atatürk'ten sonra virgül olacak..

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
t. s. ataç ya da nurullah eliot.. lol.
türk dil kurumu sosyal medya resmi sayfası iki sene on gün önce Nurullah Ataç ı anmak için yaptığı vidYonun ilk görselinde nurullah ataç yerine T. S. Eliot un fotoOrafını kullanmış idi; x.com/TDK_govtr/statu... bu yanlış yazar-fotoOraf kullanımını tdknin bu yanlışlığından iki sene önce bkmkitapcom yapmış idi; google.com/url?sa=t&source... muhtemelen tdkdeki yanlış paylaşımı yapan kişi bkmnin zamanında yaptığı yazar tanıtım yazısındaki yanlış görseli gördü, bunu doğru kabul etti, görseli aldı vidYosuna ekledi.. bkmnin bu yanlışı yapmasına kıyasla tdknin bu yanlışlığı yapması daha vahim.. bi' de tdk bu aynı yanlış yazar-fotoOraf içerikli vidYoyu on gün önce aynı sosyal medya hesabından tekrar paylaşmış.. bu yanlışlık ortaya çıkınca da vidYoyu kaldırmış; x.com/alper_kaya/stat... özür dileme yok, yanlışlık yaptık demek yok.. vidYo silme var.. bu daha da vahim.. sanırım tdknin paylaştığı iki sene önceki aynı yanlış yazar-fotoOraf içerikli vidYosu henüz gündem olmadığı için kendilerince kaldırılmamış haYla.. lol. bu arada yukarıda linkini paylaştığım ilgili linkte yer alan nurullah ataç tanıtım yazınızdaki t. s. eliot fotoOrafını uygun bir nurullah ataç fotoOrafı ile değiştirirseniz bence hoş olur sayın bkmkitapcom ..
Reklam
Reklam