Efsane, adından da anlaşılacağı gibi efsanelerin peşine düşen bir kitap. Ancak okurken fark ettim ki anlatılan şey sadece geçmişten gelen hikâyeler değil; insanların neden efsanelere ihtiyaç duyduğu da.
İskender Pala bu kitapta tarih, kültür ve edebiyatı iç içe geçirirken, gerçekle hayalin birbirine ne kadar kolay karışabildiğini gösteriyor. Bazı anlatılar nesilden nesile aktarılırken değişiyor, büyüyor ve sonunda anlatılan olaydan daha güçlü hâle geliyor.
Kitabın en sevdiğim yanı, efsaneleri küçümsememesi oldu. Çünkü efsaneler doğru oldukları için değil, insanların neye inanmak istediğini gösterdikleri için değerli. Bazen bir toplumun korkularını, bazen özlemlerini, bazen de hayranlıklarını taşıyorlar.
Okurken sık sık şunu düşündüm: Bir olayın gerçekten yaşanmış olması mı önemlidir, yoksa insanların onu yüzyıllarca anlatmaya devam etmesi mi?
İskender Pala’nın dili her zamanki gibi akıcı ve bilgi yüklü. Ancak bu bilgi, kuru bir anlatı hâline dönüşmüyor. Efsanelerin peşinden giderken insan kendini tarihin, kültürün ve insan hayal gücünün arasında dolaşırken buluyor.
Efsane benim için sadece eski hikâyeleri anlatan bir kitap olmadı. İnsanların neden hikâyelere ihtiyaç duyduğunu düşündüren bir kitaptı.