• Sen yaşamamışsın ki ölesin.
  • amo, amas, amat
    seviyorum, seviyorsun, seviyor
  • Mükemmel bir roman yine İ.O.A'dan. Osmanlı İstanbul'una adım atmanın güzelliği bir yana farklı kollardan ilerleyen hikaye nasıl bağlanacak diye düşünürken bir bakıyorsunuz her şey muazzam bir şekilde çözülmüş. Amat adlı romanındaki gibi terminolojiyle cebelleşmiyor. Fantastik ögelerin yer alması, dilde mizahi bir üslup kullanılması, karakterlerin orijinalliği, Post-Modern tekniklerin kullanılması( özellikle metinlerarasılık) , İstanbul'un o dönem sosyal hayatının yansıtılıp şehrin tasviri yapılması kitabın değerini gözümde kat be kat attırdı. Kitap 3 bölümden oluşuyor. Her bölümde farklı bir konu işleniyor. Son bölümde hikayeler birleşiyor. Hikayeler tamamen ayrı değil ama birbiriyle bağlantısı nasıl olacağını düşünemiyecek şekilde işleniyor. Kitabın konusu nedir diye sorsanız tam olarak cevap veremem ama tek kelime söylerim ; musiki. Kitaptan bir alıntıyla yazıyı bitireyim : Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi
  • okuduğumdan bir anlam çıkartamadığım için, zamanımı
    aldığını düşündüğüm bir kitap...


    bir daha bu yazara dair bir kitap okumamak temennim.
  • Yiğit adam tez ölür, çünkü hayatı rizikodur.
  • Amêdî / Amediyah , Irak Federal Kurdistan Bölgesine bağlı Duhok ilinde bulunan Zap suyunun kenarında yüksek bir dağlık alan üzerine kurulmuş Duhok il merkezine 70 km , Türkiye sınırına ise sadece 10 km mesafede olan eşşiz bir şehirdir.

    Üstelik bu güzel şehir , Colemêrg (Hakkari) ilinin Çelê( Çukurca) ilçesinin hemen karşısında. Şirnêx(Şırnak) ilinin Qîlaban (Uludere) ilçesinin de çapraz hizasında bulunmaktadır.

    Bu ilçe hem doğa hem de mimarî harikası. Dünyanın hem en güzel, hem de en ilginç şehirlerinden biridir, Amêdîye.

    Çünkü yerde, Kürdistan dağlarının eteklerinde değil, tepesinde kurulmuştur. Deniz seviyesinin tam 1426 m yükseğinde kurulmuş bir şehirdir. Etrafı ise tamamen surlarla çevrilidir.

    Amêdîye her ne kadar şehrin Kürtçe resmî ismiyse de, kelimenin kökeni Kürtçe değildir; Kürtçe olmayan bir ismin “Kürtçeleştirilmiş” biçimidir. Şehir, ismini kurucusu olan Selçuklu hükümdarı I. İmadeddîn Zengi (1085 – 1146)’nin adından alır. “İmadeddîn” isminden “Amêdîye” ismi doğmuştur.

    İlginç olan, şehri bu isimle, Kürtçe olarak “Amêdîye” şeklinde adlandıran da bölgede yaşayan Kürtler değil, bizzat Selçuklular’ın kendisidir.

    Selçuklu hükümdarı İmadeddîn Zengi, sarp bir tepede bulunan Aşib Kalesi’nin yıkıntıları üzerinde harabe bir şekilde duran bu şehri yeni baştan kurdu, 1142.

    Şehri kurduktan dört sene sonra da Freng kökenli bir köle tarafından öldürüldü ve yerine küçük oğlu, İslam tarihinin güzide simâlarından biri olan Nureddîn Mahmud Zengi (1118 – 1174) geçti.

    Amêdîye kurulmadan önce burada bulunan kalenin isminin Aşib olduğunu nakleden kişi, Cizreli bir Kürt olan ve İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi olarak kabul edilen İbn-i Esir (1160 – 1233)’dir.

    Kürdistan’ın yetiştirdiği güzide bir ilim adamı olan ünlü tarihçi İbn-i Esir, kaleme aldığı eserlerde Amêdîye tarihi hakkında geniş bilgiler verir ki, İslam tarihçisi İbn-i Esir ile yine İslam tarihinin güzide komutanlarından biri olan Selçuklu hükümdarı İmadeddîn Zengi arasında sadece bir kuşak vardır.

    Amêdîye’nin “bayındır bir şehir olarak” kurulması her ne kadar 1142 yılına tekabül ediyorsa da, tarihi çok çok eskilere, tâ M. Ö. 3000’li yıllara kadar uzanır. Yani Asur İmparatorluğu dönemine kadar.

    Batılı kaynaklar, bugünkü Amêdîye şehrinin bulunduğu yerde Asurlular zamanında Amat adında bir kent olduğunu, şehrin şimdiki “Amêdîye” olan Kürtçe isminin Asurlular’a ait “Amat” ile Selçuklular’a ait “İmadiye” isimlerinin sentezinden oluşturulmuş bir isim olduğunu belirtirler.

    Şehrin bir diğer ilginç özelliği de, burada kadim zamanlardan beri Kürtler, Asurîler ve Yahudîler olmak üzere üç ayrı etnik topluluğun birlikte yaşamış olduğu gerçeğidir. Bu üç kavimden hiçbiri oraya sonradan yerleşmemiştir; hepsi de oranın yerlisidirler. Örneğin 19. yy’da yapılan bir nüfûs sayımında Amêdîye’nin nüfûsu 6 bin olarak sayılmış, bunun 2 bin 500 kişisi Müslüman Kürt, 1900 kişisi Musevî Yahudî ve 1600 kişisi de Hristiyan Asurî olarak tespit edilmiştir.

    Aradan iki yüzyıl geçmiş olmasına rağmen şehrin şimdiki nüfûsu halen aynıdır, 6 bindir, fakat tamamı Kürt’tür. Şehir zaten bir dağın tepesinde kurulmuş olduğu için bir metrekare bile büyümesine imkân yoktur ve genişlemeye müsait olmayan şehir, haliyle nüfûs artışına da müsait değildir.

    Amêdîye, 13. yy’dan 19. yy’a kadar, tam 600 sene boyunca Behdinan Kürt Emirliği’nin başkentiydi. Aslen bugünkü Hakkari’ye bağlı Şemzînan (Şemdinli) kökenli olup “Baha’ed- Dîn” isminden türeyen “Behdinan” ismiyle anılan ve Kurmancî konuşan Behdinan (ya da Bahdinan) Emirliği, başkentleri Amêdîye’den Kürdistan’ı yüzyıllar boyunca yönetmişlerdir.

    Günümüz itibariyle Kürdistan Federe Devleti’nde, Duhok ilinin bir ilçesi olan Amêdîye, aynı zamanda Kürdistan’ın en gözde turistik şehridir ve her yıl Kürdistan’ın değişik bölgelerinden binlerce insan, sırf bu ilginç ve mimarî olarak hakikaten emsalsiz, adetâ bir “masal şehri” olan bu şehri görmek için buraya gelirler.

    Amêdîye, toplam 1200 evden müteşekkil bir şehirdir ve bu evlerde toplam 6 bin insan yaşar.

    Şehrin sadece kendisi bir mimarî harikası değil, aynı zamanda içinde de pek çok önemli mimarî eserler barındırır. En başta, güzel ve alımlı görüntüsü sayesinde “şehirle özdeşleşmiş” bulunan Amêdîye Camiî, tabiî ki. Caminin 30 m yüksekliğindeki minaresi sadece camiye değil, tüm şehre ayrı bir güzellik kazandırır.

    940 – 981 yılları arasında, yani Selçuklular’dan da çok daha önce Sultan Hasan Welî tarafından inşâ edilen Amêdîye Camiî’nin önemli bir özelliği de, tüm Ortadoğu’nun en eski camilerinden biri olmasıdır.
  • "Çünkü acı çekmek insanın ihtiyaçlarından biri. Hele kalkıp bir de günah işlemişsen! Cennette olsan da bu ihtiyacı gidermek istersin."
    İhsan Oktay Anar
    Sayfa 206 - İletişim