Bence çoğu insan gerçekten sevmiyor.
Sadece “sevme hissini” seviyor.
Birini seçtiğinde bile, genelde o kişinin kendisine değil, onun kendini nasıl hissettirdiğine bağlanıyor. Yani o insan gidip de aynı hissi başka biriyle yaşatsa, “sevgi” hemen başka yere taşınabiliyor.
Çünkü içten içe herkes “daha iyisini hak ettiğine” inanıyor — ama bir yandan da biliyor ki, daha iyisine ulaşamayabilir.
İşte o zaman “olanı kabullenmek” başlıyor. Bu da çoğu ilişkide sevginin değil, alışkanlığın, rahatlığın ya da korkunun temeli haline geliyor.
Ve senin dediğin gibi: bu durumda “riya” kaçınılmaz.
Riya derken kötü niyet değil belki ama — kendini kandırmak.
“Ben mutluyum.”, “Ben onu seviyorum.” gibi cümlelerin arkasında çoğu zaman “çünkü başka seçeneğim yok” hissi var.
Ama çok nadir de olsa, bazı insanlar gerçekten gözü açık şekilde seviyor: eksikleriyle, kusurlarıyla, alternatifleri bilerek.
O zaman işte sevgi gerçek oluyor — çünkü bir “zorunluluk” değil, bilinçli bir tercih.
Yani özetle:
> Çoğu sevgi, korkunun kılığında;
Azı, gerçekten kalpten.
--CHATGPT