Kalbiniz , hayatınız da her gün gerçekleşen mucizelere meraklı olabilseydi , tıpkı sevinçleriniz gibi acılarınızın da muhteşem olduğunu görürdünüz. Tarlalarınıza peşi sıra vuran mevsimler gibi kabul ederdiniz , kalbinizden geçip giden mevsimleri de . Ve kederinizin getirdiği kışları huzur içinde izlerdiniz.
Aslında keder ve neşeniz arasında askıda duran bir terazi gibisiniz . Yalnızca yük taşımadığınızda hareketsiz ve denge de durursunuz . Hazineleri koruyan , altın ve gümüşünü tartacağı zaman yükselip alçalır neşe ve kederiniz .
Çocuklarınız sizin değildir . O çocuklar hayatın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlarıdır.
Onlar sizinle birlikte gelir bu dünyaya . Ancak sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara düşüncelerinizi değil, sevginizi verebilirsiniz . Zira kendi düşünceleri vardır onların.
Onların ruhlarını değil, bedenlerini barındırabilirsiniz . Zira onların ruhu yarınlarda ve hayal bile edemeyeceğiniz bir yerde yaşar.
Onlara benzemek için gayret gösterebilirsiniz, ancak onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Zira hayat ne geri gider ne de oyalanır dünle .
Sizler birer yaysınız, çocuklarınız da bu yaylalardan fırlatılan canlı birer ok . Okçu sonsuzluğa giden yoldaki hedefi görür ve daha hızlı ve daha uzağa gitsin diye okları, gerer sizi bütün gücüyle . Okçunun elinde bükülmek neşelendirsin sizi. Zira o, havada giden oku sevdiği kadar , kolayca sarsılmayan yayı da sever .
Denizin dalgaları şimdi ayırmasın bizi , aramızda geçirdiğin seneler birer anıya dönüşmesin . Aramıza bir ruh getirdin sen ve gölgen yüzümüze düşen ışık oldu . Ne kadar çok sevdik seni . Ancak sözlere dökmedik ve üstü kapalı kaldı sevgimiz. Oysa şimdi bağırarak ilan ediyor var oluşunu ve gözlerinin önüne seriyor . Bu her zaman böyledir , ayrılık vakti gelene kadar bilmez sevgi kendi derinliğini.