Anadolu'nun küçük bir kasabası. Şirinköy. Meydanın kenarında gök mavisi bir otobüs duruyor, otobüsün altında birisi tamir yapıyor. Köylüler ona Deli Kenan diyorlar. Köyün tek otobüs şoförü. Elindebir salatalık bir yandan yiyor bir yandan tamirle uğraşıyor. Yolcular tek tük gelip otobüsün üstüne bavullarını, torbalarını yerleştiriyor. Otobüsün muavini Seyfi de onlara yardım ediyor.
Otobüse önce karısını sırtında taşıyan bir adam biniyor. Peşlerinde de iki çocuk ve dede. Ancak dede ve çocuklar otobüse binmiyor. Onlar yolculuk etmeyecek. Sadece hasta annelerini yolcu ediyorlar. Çocuklar ağlıyor anne ağlıyor. Sanki anlamış gibiler bir daha kavuşmayacaklarını.
Derken köyün doktoru Yahya Bey de geliyor. Yılların emekçisi. Emekliliği gelmiş ama bu meslekten vazgeçemiyor. Onun yanına sürekli tartışan bir genç karı koca biniyor. Bunlar öğretmenle hanımı. Öğretmen Murat ile eşi Neşe Hanım yeni evlenmişler, vatan görevi için bu köye gelmişler. Ancak şehir hayatını bırakıp da bu tezek kokan köy Neşe'nin gözünü açar. Aslında hiçbir şey hayal ettiği gibi değildir. O küçük şirin bir kasabada kalacaklarını hayal ederken böyle ıssız, dağ başında bir yer hayal etmemiş. Tutturmuş kocasına ille de ben İstanbul'a döneceğim diye. Murat Bey ne yapsa kâr etmeyince mecburen onu istasyona kadar götürmek zorunda kalmış. İşte şimdibu yolculukta herkes gibi onlar da istasyona gidiyorlar.
Yol bıyınca Doktor Yahya ve Öğretmen Murat konuşuyorlar, birbirlerine dertlerini anlatıyorlar, Neşe de arada sırada sohbete katılıyor.
Uzaktan otobüsü dürbünle izleyen birisi var. Köyün küçük otelinden minübüsün biraz uzağındaki kahvehanede oturan iki yabancı triste, onların yanında oturan genç kıza ve biraz uzaklarında oturmuş fısır fısır konuşan iki köylü adama bakıyor. Sonra da çantasını alıp otobüse binmek