Bazılarımız nefes alabilmenin, yaşayabilmenin, hissedebilmenin yokluğunu görmediğimizden, varlığını hiçe sayarak yürürken yaşam yolunda, bazılarımız bir sonraki nefesinin mücadelesinde bulabiliyordu kendisini bir anda.
Henüz hiçbir şey başlamamışken, insanlar süregelen hayatlarına devam ediyorlardı; sabah işyerinde giymek üzere gömleğini ütüledi bir adam ve bir kadın üzerini örtüyordu istediği oyuncak alınmadığı için ağlarken, salonda uyuyakalmış çocuğunun, başka bir kadın annesini hiç aramamıştı o gün zaten yarın akşam yemeğinde beraber olacaklar diye. Bir caddede yol önceliği için araçlarını kenara çekip kavgaya tutuşmuştu bir kaç genç, bir başka yerde de birbirini boğazlıyordu neredeyse, taraftarlık uğruna bir başkaları. Bir kadın yüzüğündeki taşın küçüklüğüne üzülürken, bir adamda çok sevdiği aracını parlatmakla meşguldü. Bir sevgili diğerini terk ediyordu vefasızca ve bir başkası sevdiğine evlilik teklif ediyordu kalbinde
hissettiği derin aşkla. Kredi borçlarından yakınıyordu biri ve servisini beğenmediği garsonu işinden ediyordu bir diğeri. Bir alt komşu üst komşuya sesten yakınıyor, bir kadın biraz vakit bulmuş kitabını okuyordu. Gecenin sonunda erken ya da geç çoğu uyudu, ancak bu bazıları için son uykuydu.
Uyananlar ya da zaten uyanık olanlar için kâbusu başlatan; kimilerine korkunç bir ses, ürkütücü bir karanlık, endişeye sevk eden siren sesleriyken, kimileri için; bir enkaz, yaralanma fiziken ve sevdiklerini kaybettiğinden ruhen ya da son bir nefesti son vedasını edemeden. Birçoğu daha önce çok defa duymuştu savaş haberlerini, görmüştü savaş altındaki insanlığın çaresizliğini fakat hiçbir şey aynı değildi şimdi, çünkü kendileriydi bu kez savaşın kurban edilenleri. Öyle ya çoğu zaman ‘bize neydi’ diğerlerinden, varlığımızın insanlığı bir bütün kıldığını