Uyuşma, hiyerarşik totaliter toplumda bize zaten verilmiş olan düzeni taklit edip içselleştirdiğimiz bir süreçtir. Yetişkinliğe giden yolda hepimizin içinden geçtiği toplumsallaşma süreci, bize uyuşmanın öğretildiği bir süreçtir. En basit çocuk oyunlarındaki kurallardan, kurulu düzenin yasalarına varıncaya dek, tüm kurallara uymayı öğreniriz. Toplumsallaşma sürecinde uyuşmazlığın yeri yoktur, uyuşmazlığa izin veren tek bir durum yoktur. Uyuşmak, dostça bir hareket sayılır. Aile içinde, okulda, dinde ya da hükümette uyuşmazlık çıkarmak, kötü, nezaketsiz, tehlikeli bir eylemdir. Uyuşmazlıkta bile, uyuşmama konusunda uyuşmaya varırız. Saygın düşünürler, akademisyenler ve kurulu düzenin bilgeleri uyuşmama konusunda uyuşmaya vararak kendilerini aldatıcı bir güvenlik duygusuyla donatır, böylece ciddi bir eleştiri ya da aforoz edilme kaygısına düşmeden çalışmalarını sürdürürler. Uyuşmama konusunda vardıkları bu uyuşma, hemen hiçbir kritik soruyu sormaksızın kendi çalışmaları ve başkalarının çalışmaları konusunda eleştiriden yoksun bir kayıtsızlığa gömülmelerine yol açar. Hakikat paylaşılabilir mi? Hakikat üzerinde uyuşmaya varılabilir mi?
"Bir işi iyi yaptığımda ya da övgü aldığımda içimi büyük bir panik kaplıyor. İnsanları kandırıyormuşum gibi hissediyorum. Sanki çok yakında ne kadar yetersiz ve beceriksiz olduğum ortaya çıkacak ve herkes benden yüz çevirecekmiş gibi bir endişeyle yaşıyorum."
Edison bazı fikirlerini kendisinin dışındaki bir kaynaktan aldığına inanıyordu. Bir keresinde, yaratıcı bir fikir için övgü aldığında "fikirlerin ortalıkta öylece dolaştığını" ve bir şeyi kendisi keşfetmeseydi başka birinin keşfedeceğini söyleyerek övgüyü reddetmiştir.