Kadim hikayelerin sıradan aktarıcıları olarak aydınlatması bizim elimizde olmayan nedenlerle, sürekli olarak en saf inanırlıktan en kararlı kuşkuculuğa geçen kabil, hiç abartmadan bir fırtına diyebileceğimiz, takvimlerdeki bir siklon, zamanın içindeki bir kasırga olarak adlandırabileceğimiz bir şeyin içinde buldu kendini.
İnsan etten-kemikten bir de hırstan-ihtirastan yapım ya, bu hasletle beyinler bencilliğe yatkın olmaya devam edecek hep, sevgiye yatkın yürekler ezelden beri olduğu gibi öyle pek fazla rağbet görmeyecek.
Akıl ile tezahür arasındaki perde algıları karıştıracak elbet. Kargaşa bu yüzden çıkacak, vahşetin kerteleri haslet olup hücreleri bu yüzden esir edecek. Böylece insanın bulunduğu her yerde yarış ve savaş alacak dizginleri ele…
İnsan aklının sınırları olmasa mucize denen kavram olur mu?
Bu sınırlar değil mi yaşamın yalnızca küçücük bir bölümünün algılanmasının nedeni? İdrak ötesinde tahayyül edilemeyen muazzam tezahürlerin minicik kırıntılarından nasiplenen ayrıcalıklı beyinler bile ne algılandığının tam farkında değilse yaşam nasıl tarif edilecek?