Mehmet Mollaosmanoğlu

Mehmet Mollaosmanoğlu

Yazar
7.8/10
46 Kişi
·
93
Okunma
·
9
Beğeni
·
2.035
Gösterim
Adı:
Mehmet Mollaosmanoğlu
Unvan:
Yazar ve İnşaat Mühendisi.
Doğum:
Alanya, Türkiye, 1960
Alanyada doğdu. İlk ve ortaöğretimini de aynı şehirde tamamladı. 1983 yılında Akdeniz Üniversitesi Isparta Mühendislik Fakültesini (Şimdi SDÜ) bitirdi. Ardından bir süre İstanbul Belediyesinde kontrol mühendisi olarak çalıştı. Askerlikten sonra Alanyaya dönerek kendi işyerini kurdu. Antalya bölgesinde mimarlık ve mühendislik dallarında pek çok esere imza atmış olan Mollaosmanoglu 2000 yılında roman yazmaya başladı. İlk eseri olan Ataerkili 2007 de yayımladı. Tanınırlığı ikinci romanı Ata Mezarlığı ile arttı. Şimdi mesleği olan İnşaat Mühendisliği ile yazarlığı beraber yürütüyor. Ressam Seher Mollaosmanoğlu ile evli yazarın Servet ve Ateş adında iki oğlu var.
Eğer birisini koşulsuz seversen, art niyetsiz, saf, hatta zamansız - mekansız, annen gibi, evladın gibi... Hiç kuşkun olmasın, bir gün sevgin, sevdiğini koluna takar sana getirir.
Göğün mavisi kayaların grisinden daha esmerdi, ürettiği görünmeyen girdaplar bir Ninja şurikeni gibi döne döne saplanıyordu ellere, yüzlere...
"Günümüz milliyetçilerinin savunduğu geleneklerin tamamının Türklük değil, Arap-İslam kültürü olduğu gerçeğine...
Eski Türklerde kadın erkek ayırımının olmadığını görmüştü, sosyal yaşam içerisinde rollerinin de eşit, hatta kadının baskın olduğunu görmüştü. Kılık kıyafetlerin arap kültürüyle hiç alakalı olmadığını görmüştü. Yine arap kültüründe makbul plmayan heykelin eski Türk toplumlarında önemli bir yere sahip olduğunu görmüştü...
Velhasıl Türk'ü Türk yapan geleneklerin silikleştiğini, arka plana itildiğini ve Türk kimliğinin hızla Araplaştığını anlamıştı."
Kendisiyle bu kitap ile tanıştığım ve bir çok saygı değer sanatçı gibi daha sonradan hak ettiği değeri görecek yazarın en önemli kitabıdır.

Sizi üstün ırk temasına sokmadan Türk mitolojisinin de değerli bir konu olduğunu öğreten ve bunu güzel bir kurguyla serüvene sürükleyen bir yapıt.
Bazı sofralarda rakı olmaz,meze olmaz sadece votka olur.Davetiye beklemeden,şerefe demeden.İlk yudum ağız içini yakar,boğazındaki ilerleyişini hisseder durursun... Bu kitap da daha ilk kelimelerle yakıp kavurdu.Sonra onun sıcaklık derecesini normalin üzerinde olduğunu anlıyorsun,zaman zaman dayanılmaz hale gelse bile. Tehlikeli ve vahşi bir genç.Daha ne yapacak sorusunu sormadan yeni olaylar,hayret dolu bakışlar...
1000kitap'a daha bir kaç saat oldu kayıt olalı.Okuduğum kitaplarla ilgili yorum yazmak istedim,hangisinden başlasam diye karar kılmaya beni UMUT ÇALIŞAN'ın yorumu tetikledi.Teşekkürler Umut bey
Önyargıyla yaklaşıp başladığım bir kitaptı. Hele ki kitabın başlarında ufak ufak korkutması beni kitaba bağlayan faktör oldu gerçekten. Kitapta çok fazla olay örgüsü var ve okurken parçaları birleştirmeye çalışmak kitabı sevdiren ve elden bırakmamayı sağlayan sebep oldu benim için. Mutlaka okunması gereken ve şamanizm etrafında dönen ve bilgilendirici gayet güzel bir kitap.
Evet karakterimizin adı Talaytay. Daha sonradan şeytan isminin -tan eki eklenerek Talaytaytan lakabını almış. Kendisi ailesi ile yıldızı bir türlü barışmamış hem sosyopat hem de pyromanyak, 19 yaşında bir delikanlı. Bu yaşına kadar kimseyi takmadan, sevgi görmeden, sevgi göstermeden büyüyen Talaytay'ın hayatı, kendisinden hamile kalmak istediğini söyleyen Tennure ile değişik. Tennure son derece çirkin bir kadın olmasına rağmen, içindeki kötülük, hırs, özgüven gibi özellikleri Talaytaytan'ı etkiler.

Bu kitapta da yazarın kendine has dili dikkat çekiyor. Sıkça kullanılan tevettür, tekamül gibi kelimelerin yanı sıra mühimsemek, alakalanmak gibi kelimeler kullanılmış. Beyoğlu'nun arka sokaklarında geçen kısımlarda argo kullanımının sınırları zorlanmış.

Kurgu yine güzel olmakla beraber bu sefer işin macera dozu biraz eksik kalmış. Mezesi eksik rakı sofrası gibi. Ancak yazarın, sevgi, sadakat, kötülüğün doğası, dinler üstü mistik kavramlar noktasındaki dokunuşları enfes. Tek sıkıntı daha öncede söylediğim gibi günlük kullanımdaki kelimelerle değil, kendi lügatındaki kelimelerle anlatıyor olması. Ben okur sayısının artmasının önündeki engellerden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
“Herkesin bir yıldızı vardır” alt başlığı ile sunulan kitap iddia ediyorum bence yazarın en iyi kitabı. Herşey hayattan bıkan, bezgin, yılgın Ferruh’un intihar etmeye karar vermesi ile başlıyor. Ondan sonra Ferruh aklının hayalinin bile almayacağı, hem de tam 2000 yıllık bir tuzağın içinde buluyor kendini. 2000 yıl öncesinin Pontus İmparatorunun kızı prenses Pervin, günümüzde Mitras olduğunu düşündüğü Ferruh’u buluyor. Birlikte Mitras heykelini bulup boğayı öldürmeye çalışıyorlar. Boğayı öldürmek bu arada bol tanrılı zamanlardan kalma sembolik bir deyim. Boğa takımyıdızının Pers takımyıldızı ile aynı hizaya gelmesini temsil ediyor. Bu arada bu kitap sayesinde çoktandır meraklı olduğum, düşmüş melekler, dünyayı terk eden tanrılar üzerine eğilmeye karar verdim. Allah sonumu hayır etsin. Son dakikaya kadar sürükleyici, her sayfada şimdi ne olacak diye merak ettiren bir kitap, çok beğendim.
http://ucalisan.blogspot.com.tr/2015/05/bogay-oldur.html
Yazarın şimdiye kadar okuduğum en keyifli ve eğlenceli kitabı. Astroloji, ruhani detay, doğa üstülük gibi unsurların nispeten daha az veya anlaşılabilir olduğu bir roman olmuş. Sanki devamı olacak gibi.
Kitabın adını duyunca, hemen "aman domuz etine özendiriyorlar, ay çok iğrenç, çok pis kokuyor, hem haram bir kere" diye başlamayın. Kimsenin kimseye zorla bir şey yedirdiği yok. Hatta size bir sır vereyim, bu kitabı yazan adam, rakının yanında pesto soslu mücver yiyecek kadar vejetaryen. Etten tamamen vazgeçmeden önce sadece tavuk soslu büfe sandviç yiyordu. (Gerçi onunda tavuk değil, mayanoze boğulmuş haşlanmış patates olduğuna yemin edebilirim) anlayacağınız, kitabın içinde bırakın domuzu, başa herhangi bir hayvanın etini bile yiyen yok. Ama evet, esas oğlan gerçekten domuz eti satan bir şarküterinin sahibi, domuz kasabı. Ve hayır, kitabı fantastik yapan şey adamın domuz kasabı olması değil.

Alanya'da faaliyet gösteren 'İlimdar'ın Sağlıklı ve Sıhhi Domuz Etleri" isimli şarküterinin sahibi (gerçi bu kısım detaylandırılmamış ama şarküteridir herhalde. Mangal kömürü, baharat çeşitleri, fırın poşeti falan bir şeyler vardır bence) İlimdar Can Çekirdek, parayı seven, aç gözlü, hırslı, şark kurnazı, fırsatçı, aşağılık o.. (hop yavaş, sakin) adamın biridir. Acilen ülkesine dönmek zorunda kalan birinin evini çok ucuza kapattığı yetmezmiş gibi evin bodrumunda bulduğu eski bir kağıt parçası göz bebeklerinin dolar işareti ile bakmasına neden olur. Kazanabileceği paraların hayaliyle kendinden geçen İlimdar, bir an evvel kağıtta yazan hazineyi bulmak için yollara düşer.

Ancak para hırsının bambaşka bir yola sürüklediği İlimdar, karşılaştığı bu yeni hayatta inancını, hatıralarını, şimdiye kadar burun kıvırdığı değer yargılarını sorgulayarak yaşama tutunur. Yola çıkarken maddi bir hazinenin alevi ile tutuşan Domuz Kasabı, gün geçtikçe hiç hesapta olmayan manevi hazinelere sahip olmaktadır. Ancak kavuşması gereken en büyük hazine, hayatta kalabilmektir. http://www.umutcalisan.com/...-mollaosmanoglu.html
öncelikle son zamanlarda en iyi -türk yazarlar arasında hiç olmadığı kadar hem de- kurgulardan birine sahip. osmanlı saray tabiplerinden ve hiç yaşlanmama hastalığından muzdarip atahunalp urumgalatlı bir sahilde hafızasını yitirmiş bir şekilde kendine gelir. sahile bitişik yamaçlarda kurulu bir çiftliğe ulaşan atahunalp, burada kendisi gibi hafıza zayıflığı olan torunları, torunlarının torunları ile birlikte 140 küsur yıllık hafızasının peşinde olan bir örgütten sakladıklarını öğrenir. hem kaybolan hafızasını, hem de peşindekilerin kim olduğunu öğrenmek isterken kendini bir garip maceranın içide bulunur. dahası hafızasında bir şeyler canlandıkça kafası daha da çok karışacaktır.

kitapta, özellikle başlarda yaşına göre konuşmayan mehveş hanım'ın diyaloglarını biraz yadırgamakla beraber, yazarın tükçe dilbigisi kurallarına tamamen uygun ancak tvde, radyoda ya da benzer kitaplarda kullanılan genel geçer türkçe'den farklı kullanımları dikkat çekiyor. bazı sitelerde "yazarın kötü türkçe kullanımı" diye bahsedilse de ben alışılmadık diye yorumluyorum. "önemsiz" yerine "mühimsiz", "tanıdık" yerine "aşina", "bir çuval incirin pestil olması" bu kullanımlardan birkaçı iken kelime dağarcığıma kattığı "iştiyak" kitabın başka bir artısı. http://www.umutcalisan.com/...nn-amel-defteri.html
Türk yazarların okunması gerektiğini gösteren bir kitap demekle haksızlık etmeyiz bence gerek kurgusu gerek sonuna kadar neler olacağını belirsizliğin elinizden bırakmayacağını bir kitap şuana kadar okuduğum bilim kurgu romanlarının en başlarında ilk 3 e rahatlıkla girebilecek bir kurguya ve işleyişe sahip olduğuna rahatlıkla söyleyebilirim ve şunu garantisini kesinlikle verebilirim ki sonucun nereye varaçağını kesinlikle tahmin edemeceksiniz.Sonu ne kadar ucu açık bir şekilde bitsede yine de kesinlikle okunması gereken bir roman.Yazarıda bu kadar iyi bir kurgusu olan kitap yazdığı içinde tebrik ediyorum

NOT:KİTABI OKURKEN KİTABIN KURGUDAN İBARET OLMADIĞINI ANLİYACAKSINIZ.(TESLA OLAYLARINI ARAŞTIRMANIZI TAVSİYE EDERİM.)
İlk üç dört bölüm Harlem'li bir zencinin kaleminden çıkıp, Zeki Müren lehçesi ile çevrilmiş gibi. Adını tam koyamadığım, belki ağdalı, belki soğuk, belki abartılı insana garip gelen bir anlatım... Gerçi bunun sebebi her zaman Amerikan romanlarında/filmlerinde gördüğümüz türden olayların Alanya da Türk isimleri ile geçmesi de olabilir. Biemedim. Sonra ki bölümlerde ya alıştığımdan ya da anlatım değiştiğinden bu durum ortadan kalktı.

İlerleyen bölümler son derece sürükleyici, şamanizmden derin devlete, sosyal farklıların toplumsal yaşama etkisine herşey kıvamında harmanlanmış. Ata Mezarlığındaki gibi can sıkan gereksiz betimlemeler, mimari planlar, en önemlisi Suphi yok. Sadece -bence- kitabın genel temasına ters düşen bir kaç arapça kelime olmamış diyebilirim. Öyle ki kelime dağarcığıma güvenen ben bile sözlüğe bakmak zorunda kaldım. Tenakuz, tevettür aklımda kalanlardan bir kaçı. Final bölümüne girişte "oha bu klişeyi yapış olamaz" derken son anda cidden iyi topladı. Ahmet Ümit'ten sonra "turn page" nin hakkını veren bu roman iyi geldi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Mollaosmanoğlu
Unvan:
Yazar ve İnşaat Mühendisi.
Doğum:
Alanya, Türkiye, 1960
Alanyada doğdu. İlk ve ortaöğretimini de aynı şehirde tamamladı. 1983 yılında Akdeniz Üniversitesi Isparta Mühendislik Fakültesini (Şimdi SDÜ) bitirdi. Ardından bir süre İstanbul Belediyesinde kontrol mühendisi olarak çalıştı. Askerlikten sonra Alanyaya dönerek kendi işyerini kurdu. Antalya bölgesinde mimarlık ve mühendislik dallarında pek çok esere imza atmış olan Mollaosmanoglu 2000 yılında roman yazmaya başladı. İlk eseri olan Ataerkili 2007 de yayımladı. Tanınırlığı ikinci romanı Ata Mezarlığı ile arttı. Şimdi mesleği olan İnşaat Mühendisliği ile yazarlığı beraber yürütüyor. Ressam Seher Mollaosmanoğlu ile evli yazarın Servet ve Ateş adında iki oğlu var.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 93 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 44 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.