Genç yaşta birini takıntı haline getirip adına aşk diyorsunuz. Aşk çok büyük bir kavramdır. Kafelerde el ele gezmek değil, kıskançlık krizlerine girmek değil, zorla oldurmaya çalışmak değil, en ufak bişeyde trip atip köşeye çekilmek değil, gurur yapıp karşı taraftan ilgi beklemek değil, gidenin arkasından aptal gibi ağlamak hiç değildir. Aşk çift taraflı yaşanır ve fedakarlık ister. Fedakarlık olmadan aşk olmaz, fedakar olmayana da aşık olunmaz. Saçma insanları takıntı haline getirip aşk kavramını basitleştirmeyin. Gençliğinizi böyle abuk subuk takıntılarla harcamayın. Kimse vazgeçilmez değildir, gideni kalmaya zorlamayın, gelmeyeni sevmek için kendinizi zorlamayın. Herşeyi hayatın akışına bırakın gençliğinizi yaşayın. Gelmesi gereken gelir, fedakarlıklar yapılır, planlar yapılır, aşk yaşanır, alışkanlıklar başlar ve hayatınız bu döngü içerisinde akıp gider. Hayat böyledir, bu döngüye girmek icin kendinizi zora sokmayın.
(Alıntı)
Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü . Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış , işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle , hakları için savaşma ve karşısındakine saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu . Ama hiçbir yerde kök salamamıştı. Etrafındakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı . Her zaman bir huzursuzluk hisssiyle altüst olmuş daima ötekilerden gelen bir çağrıyı duymuştu.
Haritasız ve dümensiz kalmış , gideceği limanı olmayan bir gemiydi .Kendini akıntıya bırakıp sürüklemek , en azından hareket etmek , hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.
Ortada affedilecek bir şey yokken affetmek kolay . Affetmeyi gerektirecek hiçbir şey yapmadın sen. İnsan içindeki ışığa göre hareket eder, bundan ötesini kimse beceremez.