Öykü

Öykü
@oykuli
Çorba kaşığını ağzına götürdüğünde nasıl da istedim o masum paslanmaz çelik parçası olmayı. Vücudumdaki kanı seve seve yarım litre sebze stoğuyla değiş tokuş etmeye hazırdım. İzin ver, doğranmış havuç, şehriye olayım sırf beni ağzına al diye. Fransız ekmeğini kıskandım. Her bir parçayı koparıp tereyağı sürüşünü, yavaşça kâsesine daldırıp, yüzeyde şişip ağırlaşan parçaların o derin kırmızı ağırlığın altına gömülmelerini bekleyişini, sonra o parçaların dişlerinin arasında muhteşem bir zevke dönüşüp yeniden hayat bulmalarını izledim. Kendi çorbamı içerken onun tenini tatmaya çalışıyordum. Oradan geçmişti, ardında bıraktığı bir şey olmalıydı. Onu yağda ve soğanda bulabilir, sarımsakta varlığını hissedebilirdim. Yağın hazır olup olmadığına karar vermek için tavaya tükürdüğünü biliyordum. Eski bir yöntem, bütün aşçılar kullanır. Bu yüzden, ona çorbada neler olduğunu sorduğumda en önemli malzemeyi atladığını biliyordum. Yalnızca pişirdiğin yemeklerde de olsa tadacağım seni.
Reklam
Aşığının sana bir ağacı düşündürdüğünü söylemek tuhaf mı? Saçları rüzgârla dolup başının etrafında uçuştuğunda, Louise bir ağacı düşündürüyor bana.
Bir zamanlar, yıldızlı gecelere tutkun bir kız arkadaşım vardı. Yatakların hastaneler için olduğunu düşünürdü. O işi yapabileceği, altında yaylar olmayan her yer çekiciydi. Yorgan gördüğünde televizyonu açardı. Sonunda, beşinci defa bir devedikeni çıkarttırmak için doktora gittiğimde doktor bana, "Biliyorsun, aşk muhteşem bir şey fakat senin gibiler için klinikler mevcut," dedi. Doğrusu Sosyal Sağlık Hizmetleri dosyasında isminin yanında "Sapık" yazılması ciddi bir sorun ve bu tür onur kırıcı durumlar romansın biraz aşırıya kaçtığının işareti.
Bana, "Seni seviyorum ve sana olan aşkım olası başka herhangi bir hayatı yalana çeviriyor," dedin.
Saçmalığı bir öpücükle örtmeye çalışmak doğru değil, ama bu benim de hep yaptığım bir şey.
Reklam