Televizyonu kapattığım için mızmızlanan Melina’ya bağırdıktan sonra, kabahatin onda olmadığını, kendimi iyi hissetmediğimi, seni çok özlediğimi söyledim. Ağladı usul usul. Parmağını yüzümde gezdirip -oda karanlıktı- benim de ağlayıp ağlamadığımı kontrol etti. Ağlamıyordum. Ona, ağlayamadığımı, ağlamayı beceremediğimi, erkeklerin çoğunun bu kabiliyeti yitirmiş olduğunu söyledim; eğer yitirmeselerdi bu denli salak olmazlardı dedim. Sanırım hak verdi bana. Ona gözyaşlarımın içime aktığını söylemedim. Sen bu gözyaşlarısın, benim ve onun.
İyi günlerimde varlığını hissediyorum, çoğu zaman yukarımda, daha doğrusu yukarımızdasın. Yayılmış bir varlık. Sanki gülümsüyor gibisin. Yaptığım işi onayladığına inanmak istiyorum ama sanırım bulunduğun yerde onay ya da herhangi bir yargı söz konusu değil artık. Burada, yeryüzünde bizim işimiz yargı.