The Man İn The Moon
Bazen bir film izlersin ve bitince bir süre öylece kalırsın ya.. İşte tam olarak öyle bi his bıraktı. Ben mi filmi izleyip bitirdim film mi beni kararsızım.
Duygu ve Düşünce
Delüzyonlar
Delüzyon hakkında bilgi vermeden önce delüzyonun ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmemiz gerekmektedir. Delüzyon (sanrı) en basit tabiriyle temelsiz, değiştirilemeyen, ısrarlı, yanlış inanıştır. 5 delüzyon çeşidimiz vardır. Bunlar sırasıyla şunlardır erotomanik, grandiyöz, kıskanç, takipçi ve somatik. Erotomanik Delüzyon, X kişisinin (bu bir ünlü olabilir veyahut da işyerinde güç sahibi olan bir birey de olabilmekte.) kendisine ciddi manada âşık olduğuna inandığı delüzyon çeşididir. Kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla görülmektedir. Bu delüzyon türüne sahip bireyler X, Y ve Z kişilerine takıntılıdırlar belki fiziken görüşmezler lâkin uzaktan sinsice izleyebilirler. Grandiyöz Delüzyon, bu delüzyon türüne sahip bireylerde genelde tanrı kompleksi ya da tanrı tarafından seçilen çok önemli bir birey veya peygamber oldukları inancıdır bu kişilerde narsistik kişilik bozukluğu da cabasıdır. Kıskanç Delüzyon, bu delüzyon türüne sahip bireyler partnerlerinin kendilerini aldattıkları yönünde güçlü ama bir o kadar da temelsiz inançları vardır. Öyle ki bazı ekstrem durumlarda kişi partnerine sözlü ya da fiziksel saldırıda bile bulunabilmektedir. Takipçi Delüzyon, bu kişiler etrafındaki insanların kendilerine tuzak kurduğuna, kendilerini zehirlemeye çalışan insanların olduğuna kısaca etraftaki insanların kendilerine her türlü olumsuz davranışta bulunacağına dair olan inançdır Somatik Delüzyon, Kişi kendi bedenindeki yerlerin doğru çalışmadığını, kendi bedenindeki uzuvları tuhaf bulmasına dair olan inancıdır bu kişiler kendilerinin tuhaf koktuğunu, kötü koktuğunu veyahut da çok güzel koktuklarına inanabilirler. Ayak fobisi olan bireyler bu duruma örnek gösterilebilir. Sonuç: Okuduğunuzda "aaa bu bende var lan" dedirten cinsten
Psikoloji
Reklam
Diğerini kaybettiğini sanarken, kendindir kaybettiğin.
Öyle ki nihai sandığımız bitişlerin başlangıcı sonsuzluk olmasına rağmen, bazen de yıkıla yıkıla çoğalarak gerçekleşiyor bu var'oluş. Sûreti kaybetmek ölümle yitip giden dönüşen et kemik zatı haliyle 'ben' değilken 'Ben' içeride(!) de değil, çok daha ulvi O'nunla var edilmiş yere göge sığmayan ruhumuzda gizli. Lakin öyle kolayca oluvermediği gibi oluversin diye de olmuyor bu inşâ süreci. Her kaybediş ruhta derin parçaların hissizliğine ve ziyadesiyle acıya sebeb olmuyor mu? Mesela 'ölüm eksikliği' bir duada, bir omuzda, bir cümlede belki bir bakışta sukûn eder, ettirilir. Lakin inşâ ettiğini sandığının tekraren yıkılmış ne varsa en derin yaralara gün gün ruh'un/kendiliğin eksilme müsebbibi olmuyor mu? Velhasılı samimiyet ile çıkılan her yol, her zerresiyle her ne şartta olursa olsun ruh inşâası... Kaybettik... kaybettik deriz ya, sanki bir diğerini kaybetmiş gibi... halbuki Kendi'mizi kaybederiz... gram gram, eriye eriye... gözyaşı şifasını sararız eksilene, gidene, kalana... ama Kendi'miz eksilir de eksilir... Hfz.ش🌾 23.Haziran2026 02:14 ☀️'e risalelerim. Yoruldum, çok ... youtu.be/9puiqcL6eLY?si=...
Duygu ve Düşünce
"Eğer erdemli ve iyi bir insanla karşılaşırsan, onu kendinden uzaklaştırma, onu onurlandır, onu öyle onurlandır ki, senden kaçmasın ve bir keşiş gibi saklanmak, bir mağaraya ya da senin ihanetinden uzak başka ıssız bir köşeye sığınmak zorunda kalmasın."
Söylesene, kendini harap ettiğin hangi insanın umrundasın? Hani diyor ya Nazım Hikmet; "Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız." öyle işte..
Ne Demiş Yunus Emre
Dolaştım dünyayı giymedim başıma taç, ne zengini gördüm tok, ne fakiri aç. Ya Rab! Öyle bir feyz-i kanaat ver ki; Namerde değil,merde dahi eyleme muhtaç
Reklam
Reklam