Son zamanlarda bir şeyi çok düşünmeye başladım. "Birini sevebilme yetisi." Sanki öyle ki Allah bana kimseyi sevdirmiyormuş gibi, sevmeme izin vermiyormuş gibi. Öyle bir boşluk hissi yani. Bu durumdan öğrenmem gereken bir şey mi var yoksa gerçekten hazır mı değilim, anlayamıyorum. Belki de mesele karşıma doğru insanın çıkmaması değildir. Belki mesele, sevgiyi hep birine yöneltilecek bir duygu sanmamdır. Çünkü insan bazen başkasını sevemediğini düşünürken aslında kendi içinde ulaşamadığı bir yere takılı kalıyor olabilir. Kimileri birini görünce kalbinin hızlandığını anlatıyor. Ben ise daha çok sessizliği hissediyorum. Ne büyük bir özlem ne de büyük bir heyecan. Sadece bekleyen bir boşluk. Ve insan bir süre sonra şu soruyu sormaya başlıyor: Bir gün gerçekten sever miyim, yoksa bazı duygular bazı insanlara hiç uğramaz mı? Belki de cevabı aramaktan çok, zamanı geldiğinde anlayacağım bir şeydir bu. Ama yine de bazen içimden, "Birini bütün kalbimle sevebildiğim gün nasıl biri olacağım?" diye geçiyor. Bazen bunun bir eksiklik mi yoksa bir korunma biçimi mi olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanın kalbi de beden gibi; her şeye hazır olmuyor. Belki de henüz taşıyamayacağı bir duyguyla karşılaşmaması için bekletiliyordur. Ama beklemek de yoruyor. Özellikle etrafında insanların birbirlerine bağlandığını gördükçe. Onların yaşadığı şeyi izliyorum ama hissedemiyorum. Sanki herkes aynı dili konuşuyor da ben sadece kelimelerini ezberlemişim gibi. Sevgiye inanmıyor değilim. Hatta belki tam tersine, ona fazla inanıyorum. Bu yüzden yarım hislerle yola çıkamıyorum. İçimde bir yer, gerçekten gelmesini bekliyor. Bu bekleyişin adı seçicilik mi, korku mu, hazır olmayış mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bir gün gerçekten seversem bunun eksik ya da zoraki olmayacağı. Çünkü bu kadar uzun süren
1000Kitap
wattpad yazarları
Öncelikle son bir aydır hiç aktif değilim kusura bakmayın lütfen😭 Bu ay hiç kitapta okuyamadım, bu gönderiyi de hem anlık bir sinir dalgasıyla hem de ölen aktifliğimi geri getirmek amacıyla yazıyorum^^ Ve ilk olarak şunda bir anlaşalım, wattpad bir tür değil bir platformdur aynı şekilde klasiğinde bir tür değil sadece "klasikleşmiş ve zamansız, değerini kaybetmemiş" kitapları içerdiği gibi. Beni en irite eden şeylerden biri de "wattpad yazarı" ifadesi. Wattpad hakkında ki fikrim birçoğunuza uymayabilir ancak ben wattpad'te içerik yayınlanmasından ve wattpad'te yayınlanmış şeyleri okumaktan utanmıyorum. Platformu nasıl kullandığınızla ilgili bir durum bu. Yani şöyle düşünün... Şu an "wattpad yazarı" olarak anılmayan ama güncel olarak yazan Türk yazarlardan bahsedelim, Ahmet Ümit mesela. Eğer kitaplarını basmadan önce wattpad de yayınlasaydı mesela, yine wattpad kitabı mı olurdu? Kaç yaşında adam o zamanlar neden bununla uğraşsın demeyin lütfen, sadece bir düşünce. Belki kitaplarını dijitalde yayınlatmak isteyip wattpad de paylaşsaydı yazdıkları değerini kaybeder miydi? (yazdıkları edebi mi bilmiyorum hiç okumadım ancak okunan ve wattpad yazarı olarak anılmayan biri) Wattpad'in bir etiket damgası haline geldiğini düşünüyorum. İster dark romance yazın, ister distopya ister fantastik hatta wattpad'de kitap yayınlatmış olmasanız bile genç bir Türk yazarsanız, olay örgüsü odaklı bir şeyler yazıyorsunuz bu damgayı yiyorsunuz. Wattpad utanılacak bir şey değil bence, içerik haznesi çok geniş, ve kötü "cringe" içeriklerin olması oradaki tüm eserleri çöp yapmıyor. Ama işte bu etiket birçok kişinin bakışını değiştiriyor. Akıcı ve sade bir dil yazarsanız; edebi değil ve boş, edebi cümleler ve betimlemeye yer verirseniz; klasik yazmaya çalışmış ama becerememiş,
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
George Orwell Hatırlamak
‘Büyük Birader’ bizi sadece gözetlemekle kalmıyor; kafamızı karıştıracak, bedel ödememize yol açacak gerçekleri de ayıklıyor. Yok etmek boşluk oluşturacaksa hakikati yeniden üretiyor. Ve bunu aralıksız yapıyor ki biz hata edip yanlış düşüncelere kapılmayalım. 1984 romanının yazarı George Orwell kurgusal bir dünya yazdı; bir karabasan olarak resmettiği ülkede en önemli kurumlardan biri ‘Gerçek Bakanlığı’ idi. Ana karakter ‘Winston Smith’ ve mesai arkadaşlarının görevi; gazete arşivlerini, kitapları, makaleleri ve fotoğrafları yani gerçeği, partinin direktifleri doğrultusunda sürekli değiştirmekti. Dün yaşanan bugün ‘düzeltiliyor’, insanlar da inanmak zorunda kalıyordu. Rejimin hain ilan ettiği veya buharlaştırdığı kişilerin isimlerini tüm tarihi kayıtlardan, doğum listelerinden ve gazete arşivlerinden siler; hiç var olmamış gibi tarihten kazırlardı.  Bu düzende iç ve dış düşmanlar da sıklıkla yer değiştirirdi. Öyle ki vatandaşlar yanlışlıkla bir düşmana övgüler dizerek hain durumuna düşebilirdi. ‘Okyanusya’ en son kiminle savaştaydı, barış ne zaman geldi, yeni savaş hangi ülkeyle ve ne zaman başladı? Doğru bilgiyi ancak Gerçek Bakanlığı bilir. Ve elbette her seferinde tarihin yeniden yazılır. Kitapları yakıp yeniden yazmak, gazete arşivlerini değiştirmek, tarihi vesikaları yeni gerçeğe uyarlamak… Bunlar işin kolay kısmı. Ya zihinler, ya hafızalar… İşte tam burada ‘çift düşün’ devreye giriyor. Birbirine tamamen zıt iki inancı veya gerçeği aynı anda zihninde barındırmak mümkün mü? Tanık olduğun ya da bizzat içinde yer aldığın olayın hiç yaşanmamış olmasını sağlıklı bir zihin nasıl kabullenir?  Mümkün. Bilinçsizliği bilerek seçiyorsan, sistemli biçimde kendini kandırıyorsan ve bunun farkındaysan, mümkün ve kolay. Bunu sistemin nimetleri karşılığında yapanlar, aynı
Duygu ve Düşünce
Ellerinden tanımammı sandın sadece bir parmağından bile tanırım… ne anlamak istiyorsan onu anla ((REHBER)) Gidipte tanımadığım birine içimi açacak kadar çocuk değilim herşeyin farkında olupta yazdım o yazıları(drkdrms) Amaan neyse benim için biri böyle yazılar yazsa ben geri dönermiydim bilmiyorum Bir daha denemekten korkardım tabi İnsanın en çok zoruna giden şey ise bu kadar fazla konuştuğunu bilip yanında susmak , konuşamamak :(:( Sevgi güzel gelirki kim olsa onu böyle seven birini merak eder yaptığın gibi sadece seven biri işte Seni seven ama sevmediğin kişiye yapacağın en büyük iyilik çekip gitmen olur ,merak falan etme ,git koşarak git bir şekilde git işte Kimi ne kadar çok seversen o kadar değersizleşirsin bunu kabullenmek zor maalesef Gerçekten hayatın en büyük ironisi bu... Karşına seni her şeyden çok seven, değer veren birini çıkarıyor ama kalbin çoktan başka bir enkazın altında nöbet tutuyor oluyor. Onun yanındayken mutlu olacağını çok iyi biliyorsun ama içindeki o 'eskide kalmışlık' yüzünden kime baksan o geçmişin gölgesini görüyorsun. Sırf bu yüzden, karşındakine kırık dökük ve başkasına ait hislerle dolu bir kalple gitmemek için kendi içinde savaşıyorsun.(burda kendimden bahsetmedim çözemediğim sen bu cümleleri andırttırıyorsun) Eda böylemi olacak yani okey gittin tamam böylemi devam edicek sen hergün gelip birşey yazmışmıyım sana yakınmışmıyım diye bakıcaksın sen baktıkça ben yazıcam nereye kadarya bu, beni ben olmaktan çıkarttın ben bu kişi değilimya benimle oyunmu oynuyorsun ne yapmaya çalışıyorsun sen ,yeter cidden çocukmu sandın beni Herşeyin farkındayım Neden bırakamıyorsun bırakya zaten o kadar üzdün tam git vallaha bakma ,umut vermek istemiyorum falan diyordun ,onlarıda unuttum git artık bakma arkana merak falan etme neden merak
İyi geceler :) bugün de böylelii
Bazı insanların öyle enerjileri var ki onların sahasına girer girmez tüm dengem şaşıyor. O dakika, o an anlıyorum o kişiden uzak durmam gerektiğini... Ama kader mi desem yoksa benim aptallığım mı bilmem hep o insanların kıskacına yakalanırım, nasıl oluyor bilmiyorum ama bı anda yanımda yöremde hep onları görüyorum. Ve inanılmaz rahatsızlık duyuyorum bu durumdan hayat kalitem düşüyor, huzursuz ruhsuz bir insan oluyorum. Ve bu insanlar genelde etrafa o kadar iyi, o kadar bilgili ve o kadar usta insan rolü oynarlar ki ama aslında biraz yakınlaşınca bir o kadar cahil ve olgunlaşmamış olduklarını görürsünüz. Tabii göremeyen insanlar çoğunlukta oluyor çünkü böyle insanlar önce inceden inceye yakınlık kurarlar, aralarını iyi yaparlar, iyice sınırlarınıza girerler, çizgiyi geçtiklerini fark ettikleri an sizi mutsuz etmek için her şeyi yapmaya başlarlar. Çünkü o sınırı aştıktan sonra artık hayatınıza karışmaları çok daha kolaydır. Çünkü bu insanların olayı bu: Kıskançlık. Haset. Katlanamama. Kendileri dışındaki insanların mutlu olmalarına bir şeylerden haz etmelerine dayanamazlar. Küçük bir çiçek mi aldınız veya bir küpe? Sınav notunuz mu yüksek geldi? Yoksa terfi mi aldınız? Yeni bir dizi veya film bitirdiniz de çok çok sevdiğiniz için anlatmalara doyamıyor musunuz? Yeni başladığınız kitaba bayıldınız mı? Ah işte o zamanlar bir etrafınıza bakın ne demek istediğimi kimden bahsettiğimi anlayacaksınız. Çünkü artık ne o filmi anlatabileceksiniz ne de artık o kitaba bayılıyorsunuz, aldığınız küçük çiçek de soldu bile. Tam küçük ya da büyük bir mutlu anınızda içinize huzursuzluk düşüren ama dışarıdan iyi bir düşünceymiş gibi görünen o fikir, o cümleler ve o cümlelerin sahibi aslında hayatınızdaki asıl sorun. Çünkü onlara göre en iyi onlar olmalı. Sizi sevmiyor değiller belki de
Duygu ve Düşünce
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve bir gün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni? 📚Ümit Yaşar Oğuzcan
Şiir