Parasızlık o kadar yaygın bir durum ki, daha çok toplumsal bir problem gibi. Hani bir şarkıdan nefret etsen de diline takılır ya? Paradan yana dertlenmek de işte öyle dilimize pelesenk olmuş. Bilmem anlatabildim mi?
“ Aşk… Kendini vermektir sorgusuz sualsiz… Öyle mükemmel bir göz bağıdır ki kendin kapatırsın gözlerini kendi ellerinle… Başını kesmeye gelenlere, onlardan evvel sen sunarsın başını…
Aşk… Haddi olmayan bir fedakarlıktır. Hatta feragattir aşk. Vazgeçmesidir insanın kendisinden. Kendini aşık olduğun kişiye bahşetmendir aşk… Bu yüzden aşkın gözü kördür derler ya!”
Böcekler sokarlar ya, kötülükten değil, kendileri de yaşamak istedikleri için: eleştirmenlerimiz de öyle; kanımızdır istedikleri, canımızın yanması değil.
Zaman geçtikce "normal" hakkındaki karmakarışık fikirlerimi de yitırdim, artık gerçekten bir annenin bendeki yeri nedir bilmiyorum.
Sanki sağlığımı kaybetmişim gibi, korunaksız kalmışım ya da gerçekliğimi yitirmişim gibi. Tanıdığım ama alt edemediğim inatçı bir boşluk adeta. İçime baktıkça başım dönüyor. Öyle ıssız bir manzara ki ya uykularımı kaçırıyor ya da beni kabuslara boğuyor. Korkularım artık benim yegâne annem.