Sana "Git!" demiştim. Ammâ sözümü geri alıyorum, ey benim hal âşinâm, sırdaşım, yoldaşım gitme.
Bilirsin ki sevdâ lugatında isyan ve hırçınlık, itâat ve inkıyâdın yerini almıştır. Bir reddin içinde bin kabul olduğu gibi..
Suya salıverdiği kâğıt kayığının batışına şaşan bir çocuk gibi, nem varsa dibe çöken, sürüklenip giden ya da dağılıp gözden kaybolan bir coşkun dere kenarında, hayretteyim.
Bilmem ki neden bu haşmetli cereyânın söz geçiremediği, elimden alıp kaçıramadığı bir sen varsın, ey gönül yarası!
Bak, şu zavallıya bak... davranıp davranıp kalkamadığı, yada kalkmak istemediği alçacık duvarın üstünde nasıl harap, nasıl perişan... yanında aradığı hayâli bulamayan ellerini taşlara batırıp canını yaktığından kimsenin, belki kendinin de haberi yok. Amma biz, bir tahassür uğrunda can verip can almış şehitler soyundanız; bir delik deşik yüreklinin gizli feryâdını hiç, nasıl duymayız?