Yazarın kalemiyle ilk kez tanıştığım bir eser oldu.
Kitabımızın ana karakteri Aziz. Sokaklarda, aile sıcaklığından, yuva hissinden yoksun büyümüş, yaralı ama bir o kadar da güçlü bir karakter. Yalnızlığının içinde yalnız değildir aslında; kendisi gibi hayata tutunmaya çalışan iki dostu vardır: Bahadır ve Halil. Onların dostluğu, kitap boyunca Aziz’in hep yanında olacaktır. Hikâye ilerledikçe bu kardeşlik halkasına bir isim daha ekleniyor: “Robot” lakaplı Mehtap.
Her bir karakter, Aziz’in yaralı kalbine ayrı bir dokunuş yapıyor; bazen gülümsetiyor, bazen içini acıtıyor ama asla okuyucuyu duygusuz bırakmıyor.
Aziz bir kapkaç olayında kadına yardım ederken bıçaklanacak ve öldü diye morga kaldırılacaktır. Aslında orası, Aziz için son değil; hayatının tamamen değişeceği bir dönüm noktası oluyor. Onu Tesadüfen kurtaran Doktor, öz babası olacaktır. Bir şekilde yolları buluşmuş oğluna ikinci bir hayat vermiş fakat bu uzun sürmeden babası vefat edecek ve babasının mirası, epey yüklü bir miktar, Aziz'e kalacaktır.
Ama asıl büyük miras; paradan önce kalbinde açılan o derin boşluk, yarım kalmış konuşmalar, söylenemeyen “özürler” ve “keşke”ler…
Gazete haberlerinde Aziz’in adını ve yüzünü gören Seda, yıllar önce yarım bıraktığı hikâyeyle yeniden yüzleşiyor. Bir zamanlar kalbini teslim ettiği, sonra da çeşitli sebeplerle hayatından çıkmak zorunda kaldığı o adam, şimdi bambaşka bir dünyada, bambaşka bir konumda karşısına çıkıyor. Seda kendi kafasında aşkını sorgularken, fark eder ki Azizle aşkları bu ayrılık sürecinde oldukça demlenmiştir.
Ve sonunda yolları yeniden kesiştiğinde, ikisi de fark ediyor ki:
Onlar için bu karşılaşma bir “geri dönüş” değil, yepyeni bir başlangıç.
Çok akıcı ve sade bir şekilde ilerlerken, kitap son sayfalarda beni şaşkına uğrattı, nabzımı yükseltti.