Kitabı yazarken aklımda yalnızca aşk vardı. Bu kirlenmiş çağda aşkı arayan iki insanı ele aldım. Modern kültürün getirdiği nü içerikli romanlara karşı çıkarak Hz. İbrahim kıssasından yola çıktım. Hz. İbrahim nasıl ki hakikati ararken yönünü önce Güneş'e, Ay'a çevirdiyse romanımdaki karakterimizde tıpkı Hz. İbrahim gibi aşkı aramak için aşkı bulabileceği yerleri kendine mesken ediyor. Aşk bu, uğrunda yorulmak da vardır yanılmak da, kavuşmak da vardır hasret çekmek de ve hatta aşkın efsunlu şarabıyla yaşamak da vardır aşkın kutsal ağusunu tadıp ölmek de. Ölüm bir insan için son değil, bir sonsuzluğun başlangıcıdır. Hani şair "Herkes bir gün sevdiğine kavuşacak dediler. Başladık ölümü beklemeye." demiş ya, işte vuslat kimi zaman öyle uzaktadır ki kavuşmak için ölmek gerekir.
Kitabımın ön sözünde de belirttiğim gibi bu kitabın milyonlar satması gibi bir beklentim yok. Tek temennim aşkın kıymetini bilen insanların okumasıdır.
Dün gece düşümde; bir alay sancağı önde, bando arkada Orta Asya'ya doğru gidiyormuşuz. Anayurda... Turan'a doğru... Dağlardan sayısız atlılar akıyor ovaya... Hepsi de bizden, hepsi bizim atlılarımız...