Türk Kaderciliği. – Türk kaderciliğinin temel yanlışı, insanları ve kaderi birbirinden ayrı iki şey olarak karşı karşıya koymasıdır: insan kadere karşı koyabilir, onu bozmaya çalışabilir, ama sonunda kazanan hep kader olacaktır, der bu kadercilik: bu yüzden boyun eğmek ya da gelişigüzel yaşamaktır en akıllıca, diye düşünülür. Hakikatte ise her insan kaderin bir parçasıdır; kadere belirtilen biçimde karşı koyduğunu düşünüyorsa, bunda da kader tecelli etmektedir; savaşım vermek bir kuruntudur, ama kadere boyun eğmek de öyle; tüm bu kuruntular kadere dahildir.
– Çoğu kişinin istencin özgür olmayışı öğretisinden duyduğu korku, Türk kaderciliğinden duyulan korkudur: insanın, hiçbir şeyi değiştirmek elinde olmadığı için, geleceğin karşısında zayıf, boyun eğmiş ve ellerini önüne kavuşturmuş bir biçimde duracağını düşünürler: ya da, bir defa belirlenmiş olanı daha da kötü olamayacağına göre, tam dengesizliklerin dizginlerini bırakacaktır. İnsanın aptallıkları da, akıllılıkları gibi, kaderin bir parçasıdır: kadere inanmaktan duyulan korku da kaderdir. Bizzat sensin, zavallı korkak, olacak olan her şey hakkında tanrıların da üzerinde hüküm süren, yenilmez Moira; sensin hayır ya da lanet ve her halükârda en güçlünün bağlandığı zincir; tüm insanlığın geleceği sende belirlenmiştir önceden, bir yararı olmaz sana, kendi kendinden korkmanın.