Tanıdığım milyarderler arasında şunu farkettim ki para insanların içlerindeki temel kişilik özelliklerini ortaya çıkarıyor..Paran olmadan önce bir pisliksen,paran olunca milyarder bir pislik olacaksın..
“İnsan zayıftır, belâları çok; fakirdir, ihtiyacı pek ziyâde; âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdânı dâim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder.”
Mustafa kendisini kayığın dibinde havasızlıktan çırpına çırpına,kuyruğunu çarpa çarpa can veren balıklara benzetiyordu. İnsanı boğan su o canlıyı yaşatıyor,kendisini yaşatan hava o canlıyı boğuyordu. Anlaşılmaz bir şeydi bu. Başkalarına mutluluk getiren çocuk, onlara felaket getirmişti. Deniz, ana karnında aylarca suyun içinde kalmıştı, niye o zaman boğulmamıştı? Sonra niye suda boğulmuştu? Sanki yırtıcı bir kuş kanat çırpıp duruyordu içinde..
Bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tabi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki Risale-i Nur o meslekten gidiyor...
"Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur."
"Yârân istersen Kur'ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder."
"Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur."
"Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider."
"Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır."