Bir keresinde mutluluğun dış nedenlere değil, bu dış nedenlere karşı takındığımız tavra bağlı olduğu düşüncesi geldi aklıma: acı çekmeye alışan bir insan mutsuz olamazdı.
Doğuştan utangaçtım ve çirkin olduğuma inandığım için utangaçlığım daha da artardı. Bir insanın yönünü çizmesinde hiçbir şeyin dış görünüşü kadar dramatik etkisi olmadığına inanıyorum, aslında dış görünüşünün çekici olup olmadığına duyduğu inanç, dış görünüşten çok daha etkilidir.
Yalnız olmadığımızı, yani ailemizin bir toplumun içinde yaşadığını, bütün olayların yalnızca bizim çevremizde dönüp durmadığını, bizimle hiçbir ortak yönleri olmayan, bizim için kaygı duymayan ve hatta bizim varlığımızdan haberleri bile olmayan insanların da başka bir yaşamı olduğunu ilk kez açıkça düşünüyordum. Kuşkusuz bunların hepsini eskiden de biliyordum; ama şimdiki kadar bilmiyor, bilincine varmıyor, hissetmiyordum.