İtalya'ya İ.Ö. 1200 yıllarında gelen kabilelere İtalikler denir. İtaliklerin yerli halka karışmalarından "Latinler" (ovalılar) denen topluluklar doğmuş.
Mısır'daki İskenderiye (o zamanki adıyla Aleksandria) kenti İskender'in (Batılıların "Aleksandros" dedikleri imparatorun" Helen kültürünü yaymak amacıyla (kendi adına, aynı ad altında) Doğu'da kurduğu on kadar kentten biriydi. Atina'nın Makedonya egemenliği altına girmesinden sonra, sönmeye başlayan kültür ve bilginliğin ışığı İskenderiye'de yeniden tutuşturulmuştur. Yunan bilginleriyle birlikte Yunan kültürü İskenderiye'ye taşınmıştır. İskenderiye Hellenistik çağın kültür odağı durumuna gelmiştir. İskenderiye kitaplığında ise, Yunan klasikleri çoğaltılıp sınıflandırılmıştır. Bu kitaplıkta papirüslere yazılarak sınıflandırılmış yarım milyon kadar cildin bulunduğu söylenir. İskenderiye kitaplığı aynı zamanda çeşitli bilginlerin toplandığı bir okul durumundaydı. Yunan bilim ve felsefesi İskenderiye kanalıyla İslam uygarlığına aktarıldı. Oradan Ortaçağ sonunda gerisin geriye Avrupa toplumunu etkiledi.
Aristoteles'in sıradüzenli (hiyerarşik) dünya görüşü İ.S. 13. yüzyıldan sonra, Hristiyanlık dünyasında Platon'un felsefesinin yerine geçirilecektir. Böylece ortaçağın eşitsizlikçi toplumsal düzeninin düşünsel temelli olarak benimsenecektir. Mantığı ile, teleolojik yaklaşımıyla Aristoteles'in felsefesi, ortaçağ teolojisini ve siyasal düşünüşünü biçimlendiren en önemli esin kaynağı olacaktır. Aristoteles, daha sonraki çağlarda da (Platon ile birlikte) birçok düşünürü etklieyecektir.
Kişi tek başına mutlu olamaz, çünkü insan doğuştan "zoon politikon", yani "toplumsal ve siyasal bir hayvan" durumundadır. İnsana mutluluk verecek aklın eylemi de, onun ancak bir topluluk içindeki eylemidir. Tek başına yaşayan canlı, ya tanrıdır ya da hayvan.
Platon'un "idea", kendinin "form" dediği şeyin nesnelerin dışında, üstünde değil içinde olduğunu düşünmüştür. Onun nesnelerin özünü oluşturduğunu söyleyerek, düşünceler dünyasını nesneler dünyası içine almış olur.