Havvanur Özden

Havvanur Özden
@ozdenhavva
Puan vermedi·328 syf.··
2026 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 08:07
Canlı organizması içerisindeki en karmaşık organın beyin olduğu konusunda çoğumuz hemfikirizdir. Gün geçtikçe hakkında yeni bilgiler öğrendiğimiz bu organın sır perdesi, bu kitap sayesinde bir nebze olsun aralanıyor. Vücutta herhangi bir uzvun ampüte edilmesi ya da bir duyu organının zarar görmesi durumunda, o alanla ilişkili korteks bölgesi zamanla komşu korteks bölgeleri tarafından “istila edilir.” Bu nedenle görme engelli bireylerin işitme duyularının daha gelişmiş olduğu sıkça gözlemlenir. Peki insan, bu mekanizmayı dışarıdan destekleyebilir mi? Gerçekten görme işlemi için yalnızca göz ve görme yollarına mı ihtiyaç vardır? Bilim insanları tam da bu noktada ekolokasyon tekniğinden yararlanarak giyilebilir teknolojiler geliştirmeye başlamıştır. Bu sistemlerin çalışma mantığı, cihazın çevreye ultrasonik dalgalar göndermesi ve yankılardan elde edilen verilerin dokunma duyusu aracılığıyla beyne aktarılmasıdır. Çalışmalar henüz istenilen seviyeye ulaşmamış olsa da gelecek adına oldukça umut verici sonuçlar ortaya koymaktadır. Beynin “istila etme” mekanizmasına farklı bir açıdan bakıldığında ise hemisferektomi ameliyatları dikkat çekmektedir. Bu işlemde beynin bir yarım küresi cerrahi olarak çıkarılmasına rağmen, diğer yarım küre zamanla birçok işlevi üstlenebilir ve hasta günlük yaşamına devam edebilir. Elbette bunun mümkün olabilmesi için hastalığın çocukluk döneminde ortaya çıkması gerekir; çünkü beynin plastisite özelliğinden en verimli şekilde bu dönemde yararlanılır. Cerrahi işlem sonrasında hasta, birçok şeyi yeniden öğreniyormuş gibi görünse de beyin zamanla eksikliği telafi eder ve yeni sorumlulukları üstlenir. Bu kitap, beynin yalnızca bir organ olmadığını; aynı zamanda kendini sürekli yeniden şekillendirebilen, adapte olabilen ve sınırlarını zorlayan
Canlı Devre: Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzüDavid Eagleman · Domingo Yayınevi · 2021580 okunma
Reklam
Puan vermedi·294 syf.··
2025 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2025 14:00
Ölüm, kimileri için yalnızca bir kelimeden ibaretken kimileri için çokça anlam barındırır. Hayat hepimize farklı yollar çizse de sonumuz aynı gerçeğe, ölüme çıkar. Er ya da geç hepimiz bu gerçekle yüzleşiriz. Savaş ise ölümün en acımasız yüzüdür. İnsan zihninin kaldıramayacağını düşündüğü hallere bizi zorlayan, sadece insanları değil bütün canlıları yaralayan, sessiz yardım çığlıklarını görmezden gelemeyeceğimiz bir kimliktir. Kitapta karakterimiz çok kısa bir zamanda ölüme şahit olur ve bunu normalleştirmek zorunda kalır. Rabbim öyle bir fıtrat nasip etmiştir ki, insan zorlukların karşısında mücadele edebilmektedir. Burada biz, savaşı bir gazetecinin gözünden görme fırsatı buluruz. Oysa bizler klimalı odalarımızda, koltuklarımıza yaslanmış bir şekilde birkaç dakikamızı ayırıp haberlerde izlediğimiz savaş görüntülerinin ardında ne denli büyük emekler ve ağır yükler olduğunu çoğu zaman fark etmeyiz. Yazar, bize bu farkındalığı hatırlatır. Kitapta öne çıkan bir diğer unsur ise unutmamak ve unutturmamak meselesidir. Savaşın gölgesinde yaşayan insanların hikâyeleri sadece bir döneme ait değildir; insanlık tarihinin değişmeyen acı yüzüdür. Sessizliğin içindeki çığlıkları duyabilmek için dikkat kesilmek gerekir. Anlatıcı, sadece bir gazeteci değil; aynı zamanda yaşananların manevi ağırlığını taşıyan bir tanıktır. Okur olarak bizlere düşen de sadece “haber tüketicisi” olmadığımızı, vicdani bir sorumluluk taşıdığımızı fark etmektir. Cuma Günü Uçmayan Kuş, bize yalnızca savaşın yıkıcılığını değil; aynı zamanda hatırlamanın ve aktarmanın önemini gösterir. Çünkü bir dava için canını dişine katan nice insan, unutulmak için değil; davalarını nesiller boyu aktarabilmek için mücadele etmiştir. Başardılar mı? Evet. Peki ya biz? Biz ne yapıyoruz bu dava için? Sonuç olarak bu eser,
Cuma Günü Uçmayan KuşSamet Doğan · Profil Yayıncılık · 2017568 okunma
10/10
·200 syf.··
2025 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2025 23:47
Kendini düşün. Ülkenden uzakta, rahat bir hayat sürerken kendi ülkendeki sorunlar için rahatını bozup hayatını alt üst etmeye hazır mısın? Acaba dedin mi? Karakterimiz, "Acaba?" demeden, aile imkanlarının sınırında kalmadan kendini geliştirip vatanına hizmet etmeye hazırdı. Sonuçlarını düşündükten sonra geri adım atacak onlarca insan varken, o bir an bile düşünmeden en ön safta yer aldı. Çoğumuzun aksine, "Tek başıma ne yapabilirim?" demedi. Vatanındaki Siyonistleri yok etmek için elindeki tüm maddi ve manevi imkanları kullandı. Neden mi? İslamiyet için... Siyonistler İslam topraklarına zarar verirken nasıl durabilirdi? Ailesini, kariyerini, malını bir kenara koyup canla başla mücadele etti. Yolda yalnız olmadığını gördü. Şehit olmak yarışan yüzlerce insana şahit oldu. Ancak burada savaşarak şehit olmaktan bahsetmiyorum. Canlı bomba olarak şehit olabilme cesareti gösteren yüzlerce insan... Hepsinde Rabbine kavuşacaklarından dolayı var olan bir huzur vardı. Öyle bir iman aşkı ki ölseler de işkence görseler de razılar. Yıllarca hapishanede kalıp işkence gören birinin bile umudunun tükenmediğini gördük. Anlattıklarım sana bir kurgu gibi geliyor, değil mi? Hayır, bunlar gerçek. Maalesef bizler son birkaç yılda fark etsek de Filistin'de insanlar yıllardır İslamiyet için mücadele ediyor. Bu kitap sadece küçük bir kesit. İnsanlar, gördükleri zulme rağmen Allah demekten vazgeçmiyor ve umudunu kesmiyor. Peki biz? Biz ne yaşıyoruz da Allah'tan umudumuzu kesiyoruz? İnsan, acı gerçekleri duymak istemezmiş, ama biz onlarla aynı pencereden bile bakamıyoruz. Yıllardır insanlar orada canları yanarken biz neredeydik? Hala nerede olduğumuzu sorguluyor muyuz? Milyarlarca insan neden İslam'ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’yı bir avuç Siyonistten kurtaramadı? Müslüman kardeşlerimiz
Yoldaki MühendisAbdullah Galib Bergusi · Ekin Yayınları · 20246,3bin okunma