İnsanlar bazen "Huyum, mizacım, ahlakım, yapım böyle." derler. Bu telakki toplumda oldukça yaygındır. Çoğu kimse kendini değiştirmeme eğilimindedir; adeta değişime kapalı olduğuna inanır. Lakin Peygamber Efendimiz'in "Ahlakınızı güzelleştiriniz." hadis-i şerifi bu anlayışla taban tabana zıt değil midir? Eğer ahlak ve mizaç katiyen değişmez bir halde olsaydı, Efendimiz neden böyle buyursun?
Buradan şu hakikati anlıyoruz: Ahlak tebeddül edebilir. İnsan "neyse o" kalarak göçüp gitmez. Evet, fıtratımızda sabit kalan bazı has tavırlarımız vardır; lakin terbiye ile tekemmül eden kısımlar da mevcuttur. Kötü ahlaklı bir insan ebediyen kötü kalacak olsaydı, bu durum İslam'ın fıtrat nizamına ters düşerdi. O vakit, "Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere (temiz ve günahsız olarak, tevhîde meyilli bir şekilde) doğar. Daha sonra anne babası onu kendi inançlarına göre ya Hristiyan, ya Yahudî ya da Mecûsî yapar." sırrı nerede kalırdı?
Bir de kötü ahlaklı birini kınamak pek doğru bir hal değildir. Bunun hikmeti temelde şu üç esasa dayanır:
1. "Ya o insan bir gün değişirse?" düşüncesi,
2. "Ya bu kınadığım hal benim de başıma gelirse?" endişesi,
3. "Onu yargılamak bizim haddimize mi?" şuuru.
Eğer ahlak hakikaten değiştirilemez olsaydı, birinci madde temelden çürürdü; zira bu imkan dahilinde dahi olmazdı. İkinci madde ise daha ziyade insanın kendini koruma güdüsüyle, tabiri caizse nefsin bencilliği üzerine bina edilmiştir. O halde birini kınamaktan imtina etmemizin asıl gayesi, Allah'a karşı hadsizlikten sakınmak olmalıdır. Ancak bunu yalnızca bu niyetle yapmadığımız da aşikârdır.