Ferhan Özer

Ferhan Özer
@ozerferhann
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni - Meb
Necmettin Erbakan Üniversitesi
1008 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·376 syf.··
2026 4. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 11:14
Madeline Miller'ın ilk romanı olan Akhilleus'un Şarkısı, antik Yunan mitolojisini yeniden yorumlayan güçlü bir eserdir. Homeros'un İlyadasından ilham alan eser, savaşın destansı yönünden çok insan ilişkilerine odaklanır. Roman sürgüne gönderilen genç prens Patroklos'un gözünden anlatılır. Onun yarı Tanrı kahraman Akhilleus ile kurduğu dostluk zamanla derin bir aşka dönüşür. Hikaye çocukluk yıllarından Truva Savaşı'nın yıkıcı sonuna kadar devam eder. Yazarın en başarılı olduğu noktalardan biri, samimi ve içten anlatımının yanında, mitolojik kahramanları son derece insani, duyan, düşünen, hisseden kahramanlara dönüştürmüş olmasıdır.
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·224 syf.··
2026 1. kitabı
Anne Brontë, 19. yüzyıl İngilteresinde yaşamış, eserlerinde gerçekçilik ve ahlaki duyarlılığı ön plana çıkaran bir yazardır. Brontë kardeşlerin en küçüğü olan Anne, genç yaşta mürebbiye olarak çalışmış ve bu süreçte kadınların çalışma hayatında yaşadığı zorlukları yakından gözlemlemiştir. Agnes Grey, yazarın bu kişisel deneyimlerinden doğmuş, büyük ölçüde kendi hayatını yansıtan bir romandır. Roman, ailesine maddi destek sağlamak için mürebbiye olmaya karar veren Agnes Grey’in yaşadıklarını konu alır. Agnes, görev aldığı evlerde çocukların şımarıklığı ve ailelerin ilgisiz tutumlarıyla karşılaşır. Ne tam anlamıyla bir aile üyesi ne de bir hizmetçi olarak görülmesi, onun yalnızlığını daha da derinleştirir. Yazar, sınıf ayrımını ve mürebbiyelerin toplumdaki konumunu eserin temeline oturdur. Agnes Grey, sade dili ve hüzünlü atmosferiyle okuru yormadan düşündüren; günlük hayatın küçük detaylarına odaklanan bir romandır.
Agnes GreyAnne Brontë · Can Yayınları · 2024138 okunma
Puan vermedi·494 syf.··
2024 10. kitabı
Roman; yazarın da çocukluğunu geçirdiği Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde geçmektedir. Eserde sade, hüzünlü, sürükleyici ve içten bir anlatımı yakalayan yazar; bunun yanında köy insanının yaşam tarzını, düşünce yapısını, Kırım Türklerinin var olma mücadelesini ustalıkla okuyucuya aktarıyor. Onlar da İnsandı romanı ülkemizde ilk defa 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayımlandı. Dağcı, Türkiye'ye hiç gelmese de eserlerinin tamamını Türkiye Türkçesiyle kaleme aldı. Kitapta da Türkiye ile ilgili atıflara rastlıyoruz. Türkiye'den gelen şalların daha kıymetli olması, ''Damadı Samsun'dan mı getireceksin?'' gibi halk arasında yaygın olarak kullanılan söyleyişler buna örnek verilebilir. Kitabın sonunu nasıl bitireceği konusunda kararsız kalan yazar, tesadüfen bir dergide kendi halkı sürgün edildikten sonra yerlerine gelen yabancıların mutluluğunu anlatan bir yazıya denk gelmiş. O metni de Son Birkaç Söz başlığıyla kitabın sonuna ekleyerek kitabı şu dizelerle sonlandırmış: '' Evet, onlar da insandır. Pavlevko'lar, İvan'lar, Kostyük'ler, Vasil Dimitroviç'ler, Stepan'lar ... Belki bunu gülünç görecekler ama nasıl görürlerse görsünler. Ben eserimi tekrar sakin bir dua ile bitirmek istiyorum. Romanımı kapatırken: Tanrım! diyorum. Onlar da insan. Acı onlara. Kendileri gibi başkalarının da insan olduklarına inandır onları! '' '' Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler... Onlar da insandı! ''
Duygu ve Düşünce
Onlar da İnsandıCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20203,476 okunma
Puan vermedi
Yazar, 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante’yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". Daha sonra yazar eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. Cemil Meriç de onun için, “Dünyada romanın kaderini çizen Balzac’tır. Balzac’ın romanı bir sosyolojidir” demiştir. Balzac’ın bu eseri Madam Vauquer Pansiyonu’nda geçiyor. Hikayenin başlarında yazar pansiyonda kalan karakterleri tanıtmak için onların hayatına ayrı ayrı projeksiyon tutuyor. Bundan dolayı 19.yy Fransız halkının yaşam biçimini, hayat görüşünü, toplumsal yozlaşma ve çözülmeyi vermede çok başarılı yazar. Balzac bu romanında, kızlarını hastalık derecesinde seven Goriot Babayla, taşradan Paris’e gelen ve üst sınıfa çıkmak için ihtirasla yanıp tutuşan yoksul bir hukuk öğrencisi olan Eugene de Rastignac’ın hikâyesini anlatıyor. Bu kahramanlardan Goriot Baba; kızlarını çılgınlık derecesinde seven, onlar için her türlü fedakarlıktan kaçınmayan, kendini feda eden bir insanken Eugene de Rastignac ise her zaman daha fazlasına sahip olmak isteyen, zengin ve itibar sahibi olmak için gözünü budaktan sakınmayan bunları yaparken de kendini ahlaki ikilimler içinde bulan genç bir hukuk öğrencisidir. Hikayede iki karakteri de eleştiren yazar ölçülülük üzerinde durmaktadır.
Goriot BabaHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 202118,6bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2024 13. kitabı
Knut Hamson; 1920 yılında yayımladığı Açlık romanıyla Nobel edebiyat ödülünü alarak şöhrete uzanmış, ününün doruğundayken ülkesinde aşırı sağcı bir partiye üye olmuş ve İkinci Dünya Savaşı’nda ülkesini işgal eden Nazileri desteklemesiyle tartışmaların odağı haline gelmiş İskandinav edebiyatının en önemli şahsiyetlerindendir. Eserde; melankolik bir aşk hikayesinin yanında alt sınıf ve üst sınıf arasındaki çatışmalar, kırsal kesimin kent yaşamına duyduğu ilgi, topluma kendini kanıtlama ve kabul ettirme konuları ele alınmıştır. Yine eserde paranın insan ilişkilerinde en belirleyici unsur olduğunu görüyoruz. Karakterimizin parası varsa Hartvigsen, parası yoksa Benoni olarak toplum hafızasında kendisine yer bulduğunu görüyoruz. Yaşadığı kırsal kesimin sosyal yapısını da işleyen Hamson, bu otantik anlatısında yer verdiği anekdotlarla balıkçı köyündeki insanların yaşamlarını izlenimci bir tavırla eserine aktarıyor. Maksim Gorki de bu kitap için ‘’Güzellik belki de onun sadeliğinde gizlidir.’’ demiştir.
BenoniKnut Hamsun · Timaş Yayınları · 2019463 okunma