...ya sen dürbünüm, ben olmayınca kiminle bakacaksın beyaz gemiye? Ben bir balık olamam mı sanıyorsun? Görürsün nasıl oluyorum. Bir gün balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğim...”
O gemi bir gün gelecek, ya da biz o gemiye gideceğiz. Kitaptaki her karakter, iyi ve kötüyü sınırlarda yaşar, iyiliğin de kötülüğün de uç noktalarını bize gösterir. Çocuk ve Mümin dede, iyidir, çok iyidir. Orozkul çok kötüdür. Çocuk, gördüğü onca kötülüğe baş kaldırır, kötülüğün yanında kalmaktan, kötülüğe katlanmaktansa özgür olmayı seçer. Bu, bana kalırsa üzücü bir son değildir. Çocuk, artık benden bir parça olmuştur çoktan. Okurken beni gülümseten ve aynı zamanda gözyaşlarımı akıtan az sayıda kitaptan biri olan Beyaz Gemi, kendimi her üzgün hissedişimde baş ucunda kendimi bulduğum bir kitap. Ve bu hep böyle olacak, var olduğum sürece benimle olacaksın çocuk.
Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır...
Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: “Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!”