Hayatınızda hiç bir tek patates kızartmasını yemek için bir ay boyunca beklemek zorunda kaldınız mı? Mahrumiyet işin içine girince, yaşamda bilinçsizce tekrarlanan en basit şeylerin ne denli önemli olduğunu kavrıyoruz. Sevdiğimiz şeyler elimizden gidene dek kıymetini idrak edemememiz de bundan mütevellit...
Jean-Dominique Bauby, Elle Dergisi'nin eski editörü; geçirdiği beyin kanaması sonucu oluşan "Locked-in sendromu" ile hayatının kendisine kalan kısmını yaşamaya çalışan güzel insan. Hastalıktan sonra sağ göz kapağı dışında vücudunda hiçbir uzvu kıpırdatamayacak kadar felç kalan Bauby, bilinçli zihninin meyvelerini toplayıp bize ikram etmekten vazgeçmiyor. Kendisinde kalan son göz kırpma yetisi ve kendisine özel oluşturulan bir alfabe ile bu kitabı harf harf işletiyor.
Kitabın harf harf yazıldığı bilgisini okumadan önce de bildiğim için zaman zaman durup sayfaları önce kelimelere sonra harflere bölerek o duyguya kendimi kaptırdım. Kitabı biçimsel özellikleri ile incelerseniz, kitabı yazmak uğruna ne denli uğraşıldığını; anlamsal açıdan incelerseniz ise, uğruna gerçekten uğraşılan şeyin bir kitaptan öte bir hayat olduğunu görürsünüz.
Bizi korkutan çoğu kez sahibi olduğumuzu sandığımız tüm o şeylerin elimizden alınması olsa da, asla bizim olmayan bir dünyada, şeylerin herhangi bir aidiyet duygusunun olmadığını anlamamız mümkün olmuyor. Dünya üzerinde herhangi bir şey üzerinde hak iddia etmek, rüzgara sahip olduğunu sanmak kadar manasız. Kitabı kesinlikle tavsiye ederim, acıma duygunuzu dışarıda bırakarak okuyun!
Bir alıntı:
...Acaba bu evrende beni bu dalgıç hücresinden kurtaracak bir anahtar var mıdır? Ya da son durağı olmayan bir metro? Peki özgürlüğümü geri satın alabileceğim bir para? Sanırım başka bir yerde aramam gerekiyor bunları. O zaman; ben gidiyorum.
Dipnot: