Özge

Özge
hayatta en güzel şeyler bitmez ve başlamaz ifadetmenintonlari.blogspot.com
278 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Biyolojik Kullanım Kılavuzu
Puan vermedi·239 syf.··
2026 3. kitabı
"İlişkilerde neden hep aynı yorgunlukta buluyoruz kendimizi? Sevgi, bir ilişkiyi yürütmeye gerçekten yeter mi?" Amir Levine ve Rachel Heller’ın Bağlanma kitabı, romantik ilişkilerdeki o karmaşık düğümleri çözmek için bize bir "biyolojik kullanım kılavuzu" sunuyor. Kitabı bitirdiğimde fark ettim ki; bugüne kadar ilişkiler hakkında inandığımız pek çok "modern" efsane, aslında doğamıza aykırıymış. Bağımlılık Bir Zayıflık Değil, İhtiyaçtır: Toplum bize hep "kendi kendine yetmelisin" diyor. Oysa kitap, Bağımlılık Paradoksu'nu anlatıyor: Birine güvenle bağlandığımızda, dünyada o kadar bağımsız ve cesur oluruz. Partnerimiz bizim "güvenli üssümüz" olduğunda, potansiyelimizi gerçekleştirmek için gereken cesareti ondan alırız. Kapasite Meselesi: Belki de en can yakıcı farkındalık şu; herkesin yakınlık kapasitesi aynı değil. Sizin okyanus kadar şefkat beklediğiniz yerde, karşı tarafın kapasitesi bir bardak su kadarsa, bu bir "yetersizlik" değil, "uyumsuzluktur". Sadece sevmek, bu yapısal farkı kapatmaya yetmiyor. Duygusal Sorumluluk: "Duygularından sadece sen sorumlusun" cümlesi biyolojik bir yanılgı. Sevdiğimiz kişinin bir bakışı, bir mesajı veya sessizliği bizim sinir sistemimizi doğrudan etkiliyor. Gerçek bir ilişkide, iki taraf da diğerinin duygusal iyiliğini kendi sorumluluğu olarak görür. Kendi Hikayeme Notlar: Kitabı okurken Viktor Frankl’ın o muazzam sözü yankılandı zihnimde: "Kimse bir diğer kişiyi sevmedikçe onun varlığının farkında olamaz." Sevgi, karşımızdakinin içindeki o henüz harekete geçmemiş potansiyeli görmektir. Güvenli bir bağ, bizi "dahil olamıyor gibi" hissettirmek yerine, bizi dünyaya açan bir duygusal çapa olur. Bağlanma ihtiyaçlarınız akla yatkındır. Oyun oynamak, "saf görünmemeye" çalışmak veya ihtiyaçlarımızı gizlemek bizi sadece mutluluktan
BağlanmaAmir Levine · Aganta Kitap · 20185,9bin okunma
Reklam
Sevmek Bir Yetenektir
Puan vermedi·200 syf.··
2026 2. kitabı
Çoğumuz sevgiyi piyangodan çıkan bir ikramiye, pasif bir duygu seli ya da "doğru insanı bulma" şansı sanıyoruz. Oysa Erich Fromm, "Sevme Sanatı" (The Art of Loving) ile elimize harita yerine bir yontu kalemi veriyor. Kitabı okurken sevmenin her gün yeniden icra edilmesi gereken bir zanaat olduğunu fark ettim. Sevemememizin önündeki en büyük engel narsisizmdir. Dünyayı ve insanları sadece kendi ihtiyaçlarımız, korkularımız ve arzularımız kadar görüyoruz. Fromm bize "Nesnellik" kavramını öneriyor: Karşındakini (ve kendini) tüm savunma mekanizmalarından, yalanlardan ve beklentilerden arındırıp "olduğu gibi" görebilme cesareti. Eğer bir kişi nesnelliğini sadece sevdiğine saklayıp dünyanın geri kalanına körleşirse, Fromm’un uyarısı nettir: Kısa zamanda başarısız olacaktır. Çünkü sevgi bir "nesne" seçimi değil, bir karakter duruşudur. Disiplin: Sevgi, tüm yaşamı kapsayan bir öz-saygı disiplinidir. ​Yoğunlaşma: "Burada ve şimdi" olabilmek, karşındakinin özüne kilitlenebilmektir. ​Sabır: Hızlı sonuç bekleyen modernitenin aksine, meyvenin olgunlaşmasına izin vermektir. ​Eksiksiz İlgi: Sevgiyi hayatın en merkezi meselesi haline getirmektir. Kitabın en sarsıcı aynalarından biri de "cesaret" ayrımıdır. Ümitsizlikten doğan cesaret yıkıcı bir son çırpınışken, sevgiden doğan cesaret belirsizliğe rağmen yaşamı onaylayan yaratıcı bir güçtür. ​Ve unutmamak gerekir ki: "Bilinçli olarak sevilmemekten korkan biri, aslında bilinçaltında sevmekten (aktif bir özne olmaktan) korkuyordur." Çünkü sevilmek edilgen bir bekleyiş, sevmek ise sorumluluk isteyen etken bir eylemdir. Bu kitabı kapatırken anladım ki; sevgi bir cevap değil, bitmek bilmeyen bir sorudur. Kendi içimizdeki "suflörlerin" o yetersizlik fısıltılarını susturmanın tek yolu, edilgen bir tüketici olmaktan çıkıp, yaşamın her alanında
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,7bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp rafa kaldırmazsınız; sanki o yazarla bir kadeh şarap içmişsiniz de sohbetin ortasında sessizliğe gömülmüşsünüz gibi hissettirir. Jean-Louis Fournier’nin Tek Yalnız Ben Değilim eseri tam olarak böyle bir deneyim. Yalnızlığı, modern insanın en dürüst aynası olarak karşımıza çıkarıyor. Fournier'nin en büyük mahareti, trajediyi mizahla terbiye etmesidir. Yazar, "Hayatım kötü gittiğinde neden mutsuz olduğumu yazıyorum, böylece ruh halimle dalga geçmeyi başarıyorum," diyerek aslında bize en büyük savunma mekanizmasını fısıldıyor: Acıyı nesneleştirmek. Yazıya dökülen mutsuzluk artık sizin bir parçanız değil, dışarıdan izleyip üzerine şaka yapabileceğiniz bir metne dönüşür. Kitap boyunca yalnızlık iki farklı yüzüyle selamlıyor bizi. Bir yanda "Yalnızken kendimi özgür hissediyorum... zihnimdeki çılgınlıkları özgür bırakmayı çok seviyorum," diyen o bağımsız ruh varken; diğer yanda "İnsan sıcaklığına sahip değilim... birinin bana nasılsın dediğini duymak için dünyadaki bütün altınları verebilirim," diyen o çocuksu açlık var. Bu tezat, yalnızlığın sadece bir "tek başınalık" değil, aynı zamanda paylaşılamayan bir manzara olduğunu hatırlatıyor. Fournier’nin yalnızlığının kaynağı, belki de o meşhur "ortak hafıza" inşa edebilecek birini yeniden bulamayacağına dair duyduğu o ince sızı. Yazar için yalnız kalmaktan veya terk edilmekten daha korkunç bir şey var: Unutulmak. "Unutulduğumda ise hayal edecek hiçbir şey bulamam. Sanki bu dünyada hiç var olmamışım gibi..." Bu cümle, insanın varoluşsal kaygısının en çıplak halidir. Ancak Fournier şanslı; çünkü o, "sözcüklerin de kendilerine özgü bir mizahı var," diyerek kurduğu bu edebi evrenle, kendisini asla unutmayacak bir okur kitlesiyle o ortak hafızayı kâğıt üzerinde inşa etmeyi
Tek Yalnız Ben DeğilimJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20258bin okunma
Beni ancak sevgi kurtarır
7/10
·92 syf.··
2020 2. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2020 17:31
"Soruyorsun kalbimde niye bunca öfke var" Kitabın özünü anlatan Gérard de Nerval'in şiirinden bir parça. Kitabı isminden dolayı ve arka kapağını okuduğumda beğenebileceğimi düşündüğüm için almıştım. Gerçekten de beğendim. Bazı insanlar anlayamadıkları daha doğrusu hissedemedikleri üzerine atıfta bulunmayı severler. Oysa zamanın kötü huylu bir tarafı vardır, acımasızdır ve sizi hep kendinizden farklı kimseler yapmak için uğraşır. Zamanın kötülüğü insanlığın da kötü olmasını sağlamıştır. Haksızlık, iftiralar, suçlamalar, insanlara yöneltilen ve üstlerinden hiç çıkmayan damgalar, şiddet, öfke ve onların kötü sonuçları... Hafif bir şiddetin aslında çok boyutlu olduğunu ve "hafif şiddet" her zaman mutlaka fiziksel saldırganlıktan geçmeyeceğini göstermek için yazılmış bir kitap. Günlük hayatta karşılaştığımız şiddetlerin nedenlerini inceleyen ve aynı zamanda şiddeti gerçekleştiren bir kişinin neden o şiddeti gerçekleştirdiğini arkada yatan sebepleriyle inceleyen bir kitap. Benim en beğendiğim tarafıysa zorlamadan sorgulamaya yönlendirmesi oldu. Felsefi açıdan çok zor algılanan bir kitap değildi. Günlük hayattan alınan örnekler ile bir çok düşünürün düşüncelerini bağdaştırmış ve "neyim var ve kimim ben" i sorgulatmayı hedeflemiş. İnsanın kendi içine dönmesini sağlayabilecek bir kitap. Etkilendiğim bölümlerden biri "Beni Fırlatıp Atıyorlar" bölümü oldu. İnsanın kendisine duyduğu saygı işe yararlık- işe yaramaz oluş üzerine mi kuruludur? Saygı ile haysiyet arasında ki ilişkiyi sorgulatmaya yönelik bölüm psikoloji ile desteklenmiş olduğu için çok ilgimi çekti. Birçok farklı konuda yazılmış bu kitabı felsefeyi sevenlere tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Felsefe
Hayatta Kalmak İçin Küçük Felsefe SetiAlexandra Ahouandjinou · Sel Yayıncılık · 2021148 okunma