özhan sercan

özhan sercan
@ozhansercan
Hiç kuşkusuz insan bağımlıdır; ölümün, yaşlanmanın, hastalığın etkisi altındadır; doğayı denetim altına alıp tümüyle kendi işine yarar bir hale getirse bile o ve onun dünyası evrende minicik lekelerdir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Jung kitabının başında şöyle der: " Kendimi olgunun gözlemlenmesiyle sınırlıyorum ve metafiziksel ya da felsefi görüşlere başvurmaktan kaçınıyorum." Jung, daha sonra bir psikanalist olarak dini, felsefi düşüncelere başvurmadan nasıl çözümlediğini anlatmaya devam eder. Kendi bakış açısını şöyle tanımlar: "Olgusal yani oluşlarla, olaylarla, deneyimlerle, tek kelimeyle gerçekle ilgili. Doğru, bir gerçektir, bir yargı değil. Sözgelimi İsa'nın doğumunun nedeninden bahsederken psikoloji, yalnızca böyle bir düşünce oluşuyla ilgilenir ama böyle bir düşüncenin herhangi bir açıdan doğru ya da yanlış oluşuyla ilgilenmez. Bir düşünce yalnızca bir kişiye ait olduğu sürece psikanalitik varoluş öznedir. Ama düşünce bir toplum tarafından -ortaklaşa bir hukukla- resmileştirildiğinde psikanaliz açısından varoluş nesneldir."
Freud'a göre akıl ve özgürlük birbiri için gereklidir. İnsan babacan Tanrı yanılsamasını bırakıp evrendeki yalnızlığı ve önemsizliğiyle yüzleşirse baba evini terk etmiş bir çocuk gibi olur. Ne var ki insan gelişiminin başlıca gayesi bu çocuksu düşkünlüğün üstesinden gelmektir. İnsan gerçekle yüzleşmek için kendini eğitmelidir. İnsan kendi doğal duyuları dışında güveneceği bir şey olmadığını bilirse bu duyguları gereği gibi kullanmayı öğrenir. Yalnızca kendini -tehdit eden ve koruyan- yetkeden kurtarıp bağımsız kılan özgür insan, yanılsamaya düşmeksizin içinde var olan yeteneklerini geliştirip kullanarak aklının gücünden yararlanabilir, böylelikle de dünyayı ve dünyadaki rolünü nesnel bir biçimde kavrayabilir. Yalnızca büyüyüp yetkeye bağımlı olan ve yetkeden korkan çocuklar olmaya bir son verirsek kendimiz üzerine düşünmeyi cesaret edebiliriz; keza bunun terside doğrudur. Yalnızca düşünmeye cesaret edersek kendimizi yetkenin egemenliğinden kurtarabiliriz. Bu bağlamda Freud'un güçsüzlük duygusunun tam karşıtı dinsel duygu olduğunu ifade ettiğini söylemek anlamlı olacaktır.
Düşünce
Freud, dinin bir yanılsama olduğunu kanıtlama çabasının ötesine geçer. O, dinin bir tehlike olduğunu çünkü tarih boyunca işbirliği yaptığı çürümüş insani kurumları kutsama eğiliminde olduğunu söyler; daha da ileri giderek dinin insanlara bir yanılsamaya inanmayı öğrettiği ve eleştirel düşünceyi yasakladığı için zekanın gerilemesinden de sorumlu olduğunu belirtir.
İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında itaat erdemle, itaatsizlik ise günahla özdeşleştrilmiştir. Nedeni basittir: Şimdiye kadar tarihin büyük bir bölümünde, bir azınlık çoğunluğa hükmetmiştir. Bu hakimiyeti gerekli kılan, hayatın güzelliklerinin sadece azınlığa yetecek kadar olup, çoğunluğa kırıntıların kalmasıdır. Eğer bu azınlık güzelliklerin tadını çıkarmak ve bunun da ötesinde çoğunluğun kendine hizmet etmesini, kendisi için çalışmasını istemişse gerekli şart şuydu: çoğunluk itaat etmeyi öğrenmeliydi. Şüphesiz ki, itaat katıksız güç kullanılarak oluşturulabilir. Fakat bu yöntemin birçok olumsuz yanı vardır. Bu yöntemde, çoğunluğun bir gün güç kullanarak azınlığı iktidardan indirme olanağına sahip olma olasılığı daimi tehdit oluşturur; dahası, itaatin ardında korkudan başka bir şey bulunmuyorsa düzgün olarak yapılmayacak bir çok iş vardır. Dolayısıyla, sadece güç kullanımı korkusundan kaynaklanan itaat, kalpten gelen itaate dönüştürülmelidir. İnsan, itaatsizlik etmekten korkmak yerine itaat etmek istemeli, hatta buna ihtiyaç duymalıdır. Bunu başarmak için otorite, En İyi'nin, En Akıllı'nın niteliklerini üstlenneli, Her Şeyi bilen haline gelmelidir. Bu gerçekleşirse otorite, itaatsizliğin günah, itaatin erdem olduğunu ilan edebilir; bir kere bu ilan edildikten sonra da çoğunluk itaati kabullenebilir, çünkü itaat etmek iyidir ve korkak olduğu için kendinden tiksinmektense, kötü olan itaatsizlikten nefret eder.