özhan sercan

özhan sercan
@ozhansercan
Yaşama yönelik itki ne ölçüde engellenirse, yıkıma yönelik itki o ölçüde güçlenecektir; yaşam ne kadar gerçekleştirilirse, yıkıcılığın gücü o ölçüde azalacaktır. Yıkıcılık, yaşanmamış yaşamın sonucudur. Yaşamın bastırılmasını hazırlayan bireysel ve toplumsal koşullar -kişinin kendisine ya da başkalarına karşı- belli düşmansı eğilimleri besleyen, deyiş yerindeyse depoyu oluşturan yıkıcılık tutkusunu üretirler.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsan, toplumsal duygularını devlete yansıtır. Bir yurttaş olarak, vatandaşları için hayatını feda etmeye bile isteklidir; hususi bir birey olarak onu yöneten şey, kendisine duyduğu bencilce ilgidir. Toplumsal duygularını devlette cisimleştirdiği için, devlete ve simgelerine tapar. Kendi güç, akıl ve cesaret duygusunu liderlerine yansıtır ve bu liderleri kendisine idol yaparak onlara tapar.
İnsan
Arzuladığımız birçok şeyin temelinde kişiliğimizin güçsüz yanları gizlidir. Arzular, bu eksikliği gidermek ve dengelemek için doğarlar.
Freud' dan sonra ahlak sorunu da tekrar gözden geçirilmelidir, insan sadece düşüncelerinden değil kendi bilinçdışından da sorumludur. Sorumluluğun başladığı yer burasıdır, gerisi maskedir, gerisi bir hiçtir; kişinin inancını dinlemeye bile bile değmez. Bunu hafif abartarak söylüyorum. Dinlemeye bile değmeyen birçok konuşma, birçok vaat, birçok ifade bulabilirsiniz çünkü bütün bunların, söyleyen kişinin yansıtmak istediği tablonun, modelin bir parçası olduğunu bilirsiniz.
İnsanın tam olarak gelişmesi için belli koşullara ihtiyacı olduğunu biliriz.Bu koşullar sağlanlazsa, sıcaklık yerine soğuk varsa, özgürlük yerine baskı varsa, saygı yerine sadizm varsa çocuk ölmez ama sapkın bir çocuk olur; tıpkı ihtiyacı olan güneşi alamadığında eğri büğrü bir ağacımız olduğu gibi. Yetersiz koşulların sonucu olan bu çarpık tutkular, insanın mantıksız tutkularıdır. Onların, insanın içsel sistemini ileriye götürmediği, bilakis zayıflattığı ve hatta bazen de sonunda hastalıkla mahvettiği söylenebilir.